14.03.2014

FATİHA SÜRESİ


1. Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla. 
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
3. O, rahmândır ve rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil…

BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Müddesir sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 7 âyettir. Kur’an’ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına “Fâtiha” denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına “Ümmü’l-Kitâp” dinin asıllarını ihtiva eden manasına “el-Esâs”, ana hatlarıyla İslâm’ı anlattığı için “el-Vâfiye” ve “el-Seb’u'l-Mesânî”, birçok esrarı taşıdığı için “el-Kenz”. Peygamberimiz “Fâtiha’yı okumayanın namazı olmaz” buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah’a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah’tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah’ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur’an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur’an’ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha’da vardır. Zira Fâtiha’da, övgüye, ta’zime ve ibadete lâyık bir tek Allah’ın varlığı, O’nun hakimiyeti, O’ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur. Hicretten önce nazil olmuştur. 7 ayettir.
Adı:
Bu sure, konusu nedeniyle Fatiha ismini almıştır. Fatiha, bir konuyu, bir kitabı veya başka bir şeyi “açan şey” demektir. Başka bir deyişle, Fatiha bir nevi önsözdür.
Nüzul zamanı:
İlk nazil olan vahiylerden biridir. Sahih hadislerden Fatiha’nın Hz. Muhammed’e (s.a.) nazil olan ilk tam sure olduğunu öğreniyoruz. Bundan önce Alâk, Müzzemmil, Müddessir surelerinin bölümleri olan birbirine benzer birkaç ayet nazil olmuştur.
Konu:
Bu sure aslında, Allah’ın kendi kitabını okumak isteyenlere öğrettiği bir duadır. Okuyucuya şu dersi öğretmek için Kitab’ın en başına yerleştirilmiştir: Eğer samimi olarak Kur’an’dan yararlanmak istiyorsan, Alemlerin Rabbi’ne bu şekilde dua etmelisin.
Bu önsöz, okuyucunun kalbinde Alemlerin Rabbi’nden hidayet dileme -hidayeti ancak O verebilir- konusunda kuvvetli bir istek uyandırmayı amaçlar. O halde Fatiha, dolaylı olarak incelemek ve Alemlerin Rabbi’nin, bilginin tek kaynağı olduğu gerçeğini kabul etmek olduğunu öğretmektedir. Bu nedenle, kişi Kur’an’ı incelemeye, O’ndan Hidayet dileyerek başlamalıdır.
Konusu nedeniyle, Fatiha ile Kur’an arasındaki ilişkinin, bir giriş ve kitap ilişkisi değil, bir dua ve ona cevap niteliğinde bir ilişki olduğu açığa çıkmaktadır. Fatiha, kulun duası, Kur’an ise, Mâbud’un kuluna verdiği cevaptır. Kul, kendisine doğru yolu göstermesi için Allah’a yalvarır; Allah da duaya cevap olarak, tüm Kur’an’ı onun önüne koyar ve sanki şöyle der: “İşte, benden dilediğin Hidayet!” (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)

BU SUREYE DAİR HADİS-İ ŞERİFLER

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ey Cabir, Kur’an’da nazil olan surenin hayırlısını sana haber vereyim mi? Bu sure “Fatiha-tül Kitab” (Fatiha suresi)dir. Onda her derde şifa vardır!” Rivayet: Hz. Câbir (r.a.)
“Sizden biriniz, uyumak için yatağına girdiğinde, Fatiha ile birlikte bir süre okusun. Bu takdirde Allah Teala o kimse için bir melek görevlendirir ki, o kimse nereye gitse melek de onunla beraber gider.” Ravi: Hz. Şeddad İbni Evs (r.a.)
“Dört şey Arşı Âzam altındaki hazineden inzal edildi (indirildi): Fatiha, Ayetel Kürsi, Amenerresulü, İnna Â’tayna.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)

KuranVakti

TAKİPLİ KURAN OKUYABİLİRSİNİZ

 

Ve Ahirete İntikal Etmiş Cümle Geçmişlerimizin Ruhuna El Fatiha


.....NOT:AÇILAN SAYFADA SOL ÜST KÖŞEDEKİ KAREYİ TIKLAYIN AÇILAN KISIMDA PLAY'E BASIN VE TEKRAR KAREYE BASIP OKUNAN KURAN'İ TAKİP EDEBİLİRSİNİZ....
DİYANET HİZMETİDİR

PEYGAMBER

Kur'anda Adı Geçen Peygamberler Ve Peygamberler Tarihi
1.    Hz. Âdem
2.    Hz. Sit
3.    Hz. Idris
4.    Hz. Nuh
5.    Hz. Hud
6.    Hz. Sâlih
7.    Hz. Ibrahim
8.    Hz. Lut
9.    Hz. Ismail
10.  Hz. Ishak
11.  Hz. Yakub  
12.  Hz. Yusuf
13.  Hz. Eyyub 
14.  Hz. Suayb 
15.  Hz. Musa 
16.  Hz. Harun  
17.  Hz. Ilyas  
18.  Hz. Zülkifl 
19.  Hz. Davud 
20.  Hz. Süleyman
21.  Hz. Yunus
22.  Hz. Zekeriyya
23.  Hz. Yahya
24.  Hz. Isa
25.  Hz. Muhammed 
.  Hz.Elyesa
.  Hz.İşmoil
.  Hz.Yuşa
.  Hz.Şemun

Ismi anilmayan elciler

Kur'an da ismi gecip de peygamber olup olmadiklari kesin olmayanlar:

.  Hz.Hızır
.  Hz.Lokman
.  Hz.Üzeyir
.  Hz.Zülkarneyn


Kur'an da ismi gecen ve Peygamber olmayanlar

. Ashab-ı Kehf

ABDEST NEDİR?

Abdest sırasıyla aşağıdaki gibi alınır:

1- Üç kez eller yıkanır,

2- Sağ el ile agıza üç kere su verilerek ağız yıkanır,

3- Sağ el ile buruna üç kere su verip, sol el ile sümkürülür,

4- Avuçlara su alıp, alından çene altına, sakaklara kadar üç kez yüz yıkanır,

5- Sol el ile sağ kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,

6- Sağ el ile sol kol dirsek ile beraber üç kez yıkanır,

7- Her iki kol yıkandıkdan sonra, eller tekrar yıkanır ve başın dörtte biri mesh edilir, (başın üst kısmına ıslak elle dokunulur)

8- Daha sonra sağ ve sol elin şehadet parmakları ile iki kulağın deliklerine su verirken baş parmaklar ile kulakların arkası mesh edilir,

9- Ellerin dış yüzü ile ense mesh edilir,

10- Sol elin küçük parmağı ile, sağ ayağın küçük parmağından başlıyarak, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle, topuklarla birlikte, sağ ayak üç kez yıkanır,

11- Sol ayağı üç kez yıkarken, ayak parmaklarının arasını küçük parmağı ile bu sefer baş parmaktan başlıyarak, küçük parmağa dogru, ayak parmaklarının arasını hilallemek suretiyle topuk ile birlikte yıkanır.

Abdestin Fazrlar Nelerdir?
Yüzü Yıkamak
Yüzü bir defa yıkamak farzdır. Yüzün sınırları saçın bittiği yerden sakal veya çene altına ve kulakların köklerine kadar olan bölümü kapsar. Gözlerin içine suyun girmesi gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz ya da tamamen açık bırakılmaz ve normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman dışarıda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyun ulaştırılması gerekir.
Kolları Dirseklerle Birlikte Yıkamak
Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar ( dirsekler de dahil) olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek ( boya, oje, hamur vb.) bir madde bulunursa abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmasının mümkün olmayacağından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Abdest alındıktan sonra fazla uzamış tırnakların kesilmesi abdestin yeniden alınmasını gerektirmez. Parmakta yüzük var ve geniş geliyor ise bu yüzüğü abdest alırken oynatmak sünnet, eğer yüzük parmağa dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuş ise abdest alırken bu yüzüğü oynatmak ve alt kısmının da yıkanmasını sağlamak farzdır.
Başın Dörtte Birini Mesh Etmek
Mesh kelime anlamı eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. İbadet hukukunda ise suyun bir vücut organına isabet etmesidir. Başın mesh edilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Mesh ederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. İki parmak ile mesh yapılması caiz değildir. Başa giyilen sarık veya takke üzerine mesh etmek geçerli değildir. Kadınlarda da baş örtü üzerinden mesh edilmesi uygun değildir.
Ayakları Topuklarla Birlikte Yıkamak
Sağlam ve çıplak ayakları topukları ile birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mest ile örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece mesh etmek yeterli olacaktır. Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç krem sürmüşse o kimse ayağını yıkadığı zaman su yarığın altına geçmezse bu durumda su ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu caiz olur. Fakat su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği taktirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidir..

İSLAM NEDİR?

İslam, itaat ve teslimiyet demektir. Muhammed (Sallallahu Aleyhi vesellem) in
Allah’ın emriy le insanlara bildirdiği dine İslam dini denir. Bu dinin
mensubunada Müslüman denir
İslam dininin beş şartı vardır
Kelime-i şehadet getirmek
Namaz kılmak
Oruç tutmak
Zekat vermek
Hacca gitmek
Diniyle mükellef olan insanın öncelikle akıllı olması, müslüman olması ve baliğ
olması gerekir.
İslam  tek tanrılı (monoteistik) bir din. Musevilik ve Hristiyanlık gibi İslam da İbrahimi Dinler başlığı altında geçer[1].
İslam sözcüğü S-L-M kökünden türemiştir ki kökün anlamı "barış"tır. Bununla birlikte kökün aktif ortaç formu eslemedir ve "teslimiyet" anlamına gelir. Sonuçta İslam "teslimiyet" anlmına gelirken Müslüman da teslim olmuş anlamına gelir; burada teslim olunan tek tanrı olduğu kabul edilen Allah'tır[2]
İslam dinine göre insan ve Alem Allah tarafından yaratılmıştır. Bu yaratılışın mahiyeti konusunda farklı mezhepler farklı görüşler belirtse de yaratılışın kendisi Ku'ran'da geçer. Bu noktadan sonra insanın (ki ilk insanın diğer İbrahimi Dinlerdeki gibi Adem olduğuna inanılır) doğru bir dine inandığı fakat şeytanın ve kendi nefsinin hataları sonucu zaman zaman bu dinden saptığına inanılır. Buna göre en başından beri insanların inandığı din İslam'dır diğer dinler bu dinin dejenere olmuş formlarıdır bu dinden sapmalardır ve buradan hareketle İslam'a göre Muhammed'in getirdiği yeni bir din değildir; o daha önceki peygamberlerin mesajını aynı dini tekrar açıklamıştır[3][4]. Burada Musevilik ve Hristiyanlğın özel bir konumu vardır. Bu dinlerin kendilerine indirilen bir ilâhî kitap ve gönderilen peygamberden yüz çevirdiklerine ilâhî metinleri yıprattıklarına inanılır. Bununla birlikte ehl-i kitab olarak anılan Museviler ve Hristiyanlar ile ilişkiler diğer dinlere (örneğin politeistik inançlara) göre büyük farklılık arz eder.
İslam'a göre kişinin Allah'ın varlığına ve birliğine (tek oluşuna) meleklerin varlığına ilâhî metinlerin kitapların gönderildiğine peygamberler gönderildiğine (ve bu peygamberlere) ahiret gününe hayır ve şerrin Allah'dan geldiğine kaza ve kadere inanması gerekir. Bu kavramlar farklı itikâdî mezheplerce farklı tanımlanmıştır.
Konu başlıkları
1 Kur'an'da İslam'ın tarif edildiği bazı ayetler
2 İman
3 İbadet
3.1 İslâm'ın İbadet Esasları
4 İslam dini mezhepleri
4.1 Alevilik
4.2 Sünnîlik
4.3 Şiîlik
4.4 Hâricîlik
5 Dünya'da Müslümanlar
6 Notlar ve kaynakça
7 Dış bağlantılar
Kur'an'da İslam'ın tarif edildiği bazı ayetler Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye Nûh'a emrettiğimizi sana vahyettiğimizi İbrâhim’e Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğimizi size de din kıldık. Fakat senin kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de doğru yola iletir [5].
İbrahim bunu kendi oğullarına da vasiyet etti Yakub da öyle
Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi [6].
Deyin ki
Biz Allah’a bize indirilene (Kur'an’a) İbrahim İsmail İshak Yakub ve Yakuboğullarına indirilene Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz" [7].
Allah katında din İslamdır
Kur'an İslam dininde Allah vardır diyene Müslüman Kalben İman etmiş olana Mümin sıfatını vermiş. Kelime olarak Müslüman "bağlanan" "teslim olan" Mümin "şüphesiz inanan" anlamına gelir.
Bedevîler İman ettik dediler. De ki
İman etmediniz. (Öyle ise iman ettik demeyin.) Fakat Müslüman olduk boyun eğdik deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah çok bağışlayandır çok merhamet edendir.”" [9]
İslam'da inanç Allah'ın başka ilah güç kuvvet tanımamak Allah'ın gönderdiği bütün kitaplara ve suhuflara inanmakbütün peygamberlere hiç birisini diğerinden ayırmadan inanmak yalnızca Allah'a ait olan sıfatları ve O'na has özellikleri Allah'dan başkasına -ister melek olsun ister peygamber olsun ister din adamı olsun ister kişinin kendisi olsun hiç kimseye yakıştırmamak din sahibi olarak yalnızca Allah'ı görmek hayır ve şerrin Allah'tan olduğunaöldükten sonra dirileceğine bir Gün hesap verileceğine o günün sahibinin Allah olduğuna inanmak olarak özetlenebilir.
İman Ana Madde İslam'da iman
İslam dinine göre kişinin iflah olması (kurtuluşa erebilmesi) için îmân etmesi gerekir.
Allah'a Îmân 
Tevhid yânî Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Hz.KURAN
Allah'ın yaratıcı mülkün sâhibi yaratılmışların bütün işlerini yürüten ve âlemlerde yegâne tasarruf sâhibi olduğuna inanmaktır.
Allah'ın gerçekten ibâdet edilmeyi hak eden ilâh onun dışında ibâdet edilen her şeyin ise batıl olduğuna inanmak. Kuran'da ve Muhammed'in sünnetinde bildirdiği üzere en güzel isimlerin (esma'ul husna) Allah'a ait olduğuna inanmak.
Melekler'e Îmân
Meleklere inanmaktır. Buna göre: Melekler Allah'ın yalnız ona ibâdet etsinler ve onun emirlerini yerine getirsinler diye yarattığı üstün kullarıdır. Nur'dan yaratılmışlardır. Allah onlara özel görevler vermiştir. Büyük Meleklerden Cebrail Allah'ın katından peygamberlere vahiy (mesaj/kitap) indirmekle; Mikail Doğa olayları ile; İsrafil Kıyamet Günü ve yeniden diriliş günü sura üflemekle; ölüm meleği olan Azrail hayatı sona erdirmekle görevlidir.
Kur'an'ın ilk suresi olan Fatiha Suresi (Hattat Aziz Efendi).Kitaplara Îmân
Allah'ın peygamberlerine içinde doğru yolu iyiliği ve kurtuluşu gösteren kitaplar indirdiğine hepsinin Allah kelamı olduğuna inanmak. Allahın zatına Ait olan kitapların aslını yine kendisinin muhafaza edeceğine inanmak. Hz.Muhamede indirilen Kuran Mûsâ peygambere indirilen Tevrat Îsâ peygambere indirilen İncil. Dâvûd peygambere verilen Zebur. İbrâhîm peygamberin sahifeleri(Suhuf)...
Deyin ki
Biz Allah’a bize indirilene (Kur’an’a) İbrahim İsmail İshak Yakub ve Yakuboğullarına indirilene Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”(Bakara suresi)136 -Hz.KURAN
Peygamberlere Îmân 
Allah'ın peygamberler gönderdiğine İlk peygamber Adem ile son Peygamber Muhammed arasında gelen sayıları Allah'a malum bütün peygamberlere Aralarında hiçbir fark gözetmeksizin inanmak.
Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a meleklerine kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” (Bakara suresi285) Hz.KURAN
Kader'e Îmân 
Kader'e Hayır ve Şer her işin O'nun iradesi olduğuna inanmak. Hz.KURAN
Allah'ın Ezeli ve Ebedi ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak herşeyin onun bilgisi dahilinde olduğuna ve huzurundaki “Levh-i Mahfuz” da yazıldığına inanmaktır. Allah evreni dilemiş ve yaratmıştır. Onun iradesi ve yaratışı olmadan olmuş hiçbir şey yoktur.
Ahiret Gününe Îmân
Ahiret'e yânî âhiret Gününe inanmak. Hz.KURAN
Ahiret günü; Allah'ın insanları yeniden diriltip bir arada toplayacağı gündür. O gün onlar ya nimetleri bol cennet yurduna ya da elem verici azabın olduğu cehennem yurduna gireceklerdir.
İbadet Ana madde İslam'da ibadet
İslam'da ibadetler çok çeşitlidir ve dindeki durumları farklıdır. İslam'da kişi yaptığı her ibadet ile sevap kazanırken şart olmasına rağmen yapmadığı ibadetler ile günaha girer. Kur'an'da İnananların yapması emredilen eylemler farz hükmündedir.
İbadetin İslam akidesinin bir parçasını teşkil edip etmediği tartışılmıştır. Matüridiyye mezhebine göre ibadet imanın ve dolayısıyla akidenin bir parçası değildir; kişinin ibadetlerini aksatması veya ibadet etmemesi onu dinden çıkarmaz. Bununla birlikte kişinin bağlılığının azalabileceği ve imanının daha hassaslaşacağı (korumasız bir hale geleceği) benzeri bir fikir de sık sık öne sürülür. Selefiyye mezhebine göre ibadet imanın bir parçasıdır ve ibadet etmeyen kişi Mümin (yani inanan) sayılamaz. Buradan hareketle ibadetin seviyesine göre kişinin imanının artıp azalabileceği fikri de ortaya atılmıştır. Kur'an'da ibadetin imanın bir parçası olduğuna dair bir ifade yoktur. İbadetin imanın bir parçası olmadığını savunan alimler ve mezhepler Kur'an'da geçen Müslüman ve Mümin ayrımına dikkat çekmişlerdir.
İslâm'ın İbadet Esasları İslâm dîninin emrettiği yapılmasını farz (gerekli) kıldığı ibâdetlerin bir bütünüdür. . İslâm dîni Muhammedi şeriatta kutsal kitap olan Kur'ân-ı Kerim'de farz olarak emredilen her ibâdet ve eylemin yapılması İnananlar yani müttakiler için şarttır. Bu nedenle İslâm'ın amelî temelini dinde bulunan tüm ibâdetleri beşe indirmek mümkün değildir.Muhammedi şeriatta beş temel ibâdeti tarzı Bir hadis üzerine şöyle derlenmiştir
Şehâdet etmek
Namaz kılmak
Oruç tutmak
Zekât vermek
Hacca gitmek
İslam dini mezhepleri İslam'da farklı kategorilerde farklı mezhepsel bölünmeler olmuştur. Bu mezheplerden akide açısından ayrılık gösterenlerden bir kısmı daha sonraları İslam dini dairesinden tamamen çıkarak farklı dinler olarak ortaya çıkmışlardır; Babilik gibi. Bunun dışında Kur'an temelli akideden çıkmasına rağmen farklı bir din olarak kabul edilmeyen mezhepler vardır. Bu mezheplerden çoğunun taraftarları ve kurucularınca İslam'ın yeni bir versiyonu olarak tanımlandığı olmuştur.
Muhammed Ebu Zehra daha sonra klasikleşen Mezhepler tarihi adlı kitabında birçok farklı İslam tarihçisinin de kabul ettiği şekilde İslam dini mezheplerini üç kategori altında işler: siyasî mezhepler itikadî mezhepler ve fıkhî mezhepler (yani hukuk mezhepleri). Siyasî mezhepler kategorisi içerisinde Sünnîlik Şia ve Haricîlik mezheplerini barındırır. İtikadî mezhepler kategorisi diğerlerine oranla daha geniş olmakla birlikte bir mezhep olarak tanımlanabilecek kadar gelişmiş olan 5 mezhep genelde bu kategoride zikredilir: Mürcie Mu'tezile Eşarîlik Matürîdilik ve Selefîlik. Son olarak fıkhî mezhepler Ehl-i Sünnet'in benimsediği 4 fıkıh mezhebi: Malikîlik Hanefîlik Şafiîlik ve Hanbelîlik ile Şia tarafından benimsenen Zeydiyye ve Caferiyye gibi mezhepleri kapsar. Bu ana mezheplerin dışında gerek bu mezheplerin içinde alt mezhepler ve gruplar gerekse bu mezheplerin dışında büyük küçük çeşitli mezhepler bulunmaktadır. Ayrıca özellikle Orta Çağ'da yükselişe geçmiş olan Sufizm de bir mezhep olmasa da bir mezhep olarak sayılabilecek kadar farklılaşmış bir akide ve Amel yapısı ortaya sunan çoğunluk tarafından İslam dairesi içinde sayılsa da zaman zaman belirli İslam alimleri tarafından İslam dışı sayılmış bir dinî ve felsefî akımdır.
Alevilik Alevilik İslamdır. ‘Allah-Muhammed-Ali’yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan inancın adıdır. Alevilik inancı hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; ‘Mürşid’ ‘Pîr’ ve ‘Rehber’ huzurunda ikrar verilerek ‘Dört Kapı Kırk Makam’ aşamasından geçilir. İnancımızın uygulandığı mekân cemevidir.
Dört Kapi Kirk Makam seklindeki Kamil (olgun) insan olma ilkelerini Hünkar Haci Bektas Veli’nin tespit ettigine inanilir.Haci Bektas "Kul Tanri’ya kirk makamda erer ulasir dost olur." buyurmuslardir. Bu ilkeler asama asama insani olgunluga ulastirir. Bir baska yoruma göre ise seriat anadan dogmak tarikat ikrar vermek marifet nefsini bilmek hakikat Hakki özünde bulmak yollaridir.
Dört Kapı şunlardır

1.Seriat 2.Tarikat 3.Marifet 4.Hakikat

Her Kapının On Makamı Vardır

Seriat Kapısının Makamları

1. Iman etmek 2. Ilim ögrenmek 3. Ibadet etmek 4. Haramdan uzaklasmak 5. Ailesine faydali olmak 6. Cevreye zarar vermemek 7. Peygamberin emirlerine uymak 8. Sefkatli olmak 9. Temiz olmak ve 10.Yaramaz islerden sakinmak.

Tarikat kapısının makamlari

1. Tövbe etmek 2. Mürsidin ögütlerine uymak 3. Temiz giyinmek 4. Iyilik yolunda savasmak 5. Hizmet etmeyi sevmek 6. Haksizliktan korkmak 7. Ümitsizlige düsmemek 8. Ibret almak 9. Nimet dagitmak ve 10.Özünü fakir görmek

Marifet Kapısının Makamları

1. Edepli olmak 2. Bencillik kin ve garezden uzak olmak 3. Perhizkarlik 4. Sabir ve kanaat 5. Haya 6. Cömertlik 7. Ilim 8. Hosgörü 9. Özünü bilmek ve 10.Ariflik.

Hakikat Kapısının Makamları

1. Alcakgönüllü olmak 2. Kimsenin ayibini görmemek 3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek 4. Allah’in her yarattigini sevmek 5. Tüm insanlari bir görmek 6. Birlige yönelmek ve yöneltmek 7. Gercegi gizlememek 8. Manayi bilmek 9. Tanrisal sirri ögrenmek ve 10.Tanrisal varliga ulasmak
Sünnîlik Dünyâ Müslümanlarının %90'ını sünnîler oluşturur. İnanç mezhebleri iki tânedir: Mâturîdî ve Eş'arî. Bu iki mezhebin aralarında teorik fıkıhta yirmi kadar noktada farklılık varsa da birbirlerine çok benzerler. Sahâbeleri hayırla anarlar. Onlara göre peygamberlerden sonra en hayırlı insan Ebû Bekir (Ebû Bekr-i Sıddîk) sonra Ömer (Umar bin Hattâb) sonra da Osman (Uthman bin Affan) ve Ali'dir (Aliyy bin Ebî Tâlib). Allâh'ın sıfatlarını yorumlarlar ona şekil veren antropomorf görüşleri red ederler.
Şiîlik Şiîler Allah'ın adâletinin onun bir özelliği olduğuna peygamberlerin ve onların soyundan gelen imamların hatâsız ve günâhsızlığına inanırlar. İslâm peygamberinden sonra gelen bu imamlar da peygamber gibi imam (lîder) ve mâsumdurlar sözleri hadis olarak kitaplara alınır. Sahâbeler en fazla sıradan Müslümanlardır. Onların birçoklarını benimsemezler ve yererler. Bu yerilen kişiler açıkça Hz. Ali taraftârı olmayanların bütünüdür. Başka bir ifâdeyle Sünnîler için en hayırlı kişi sayılanlar pekâlâ Şîiler için kötü kişi sayılabilir. Hz. Ali'nin çocukları ve imâmette ikince ve üçüncü imam olan İmam Hasan ve İmam Hüseyin Şîada büyük rôl oynar. Bunların dışında altıncı imam olan İmam Câfer de birçok hadîsin kaynağı olduğundan çok önemlidir. Şiîler bugün genelde inandıkları imam sayılarına göre gruplandırılırlar.
Alevîler 12.İmam Muhammed Mehdî'nin geleçeğine inanır.(12 İmamcı Caferi Meshebindedir.)
İsmâilîlere göre imamların sayısı yedidir. Câferîlerde kaybolan imam on ikinci imamdır. Zeydîlere göre imam sayısı sınırlı değildir. Bugün dahî bir imam çıkabilir. Bütün bu mezheplere göre sonuncu gelen imam çocuk yaşta kaybolmuştur ve kıyâmet kopmadan önce gelecektir.
Hâricîlik Hâricîler Hz. Ali'nin grubundan ayrılarak ne onu ne de Hz. Osman'ı halîfe olarak kabul etmişlerdir. İslâm'ın en radikal gruplarını oluşturan bu mezhep grubu kendilerine bağlı olanlardan Hâricî olmayanları öldürmelerini îmânın şartı olarak kabul etmiş bunu yapmayanları kendilerinden saymamışlardır. En aşırıları sadece kendi mezheplerinden olan Hâricîleri kabul etmiş diğer Hâricîlerin de katlinin farz olduğuna inanmışlardır. Tabiatıyla kendileri Abbâsiler devrinde öldürülmüşlerdir. Bugün bu mezhep grubuna bağlı kimseler pek kalmamıştır.

Dünya'da Müslümanlar

Yukarıda yüzde 10'dan daha fazla Müslüman'ın yaşadığı ülkeler şu renklerle belirtilmiştir: Yeşil: Sünni bölgeler kırmızı: Şii bölgeler.Müslümanlar'ın birçoğu Ortadoğu'da Afrika'nın ortasında ve kuzeyinde Asya'nın batısı ve güneydoğusunda ve Balkanlar'da yaşamaktadır. Ayrıca Avrupa Avustralya ve Amerika gibi diğer kıtalarda göçmen topluluklar halinde on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır.
Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 99.9'inin [10] Müslüman olmasıyla yüzde oranları bakımından dünyada liderdir. Endonezya ise sayısal açıdan dünya'nın en kalabalık Müslüman (200 Milyon) ülkesidir. Hindistan ise sayısal açıdan dünya'nın en büyük Müslüman azınlık nüfusunun (145 Milyon) yaşadığı ülkedir.
Buna göre İslâm dîni 13 milyarı aşkın inananıyla dünyânın en yaygın 2. dîni olma özelliğini taşımaktadır

KUR'AN NEDİR?

Kur'an ise, Allah (C.C.) tarafından Hz. Muhammed (S.A.V.)e Cebrail (A.S.) aracılığıyla (vahiy yoluyla) yaklaşık 23 yılda in­dirilmiş ilâhî kitaptır.
Kur'an-ı Kerim’in ilk devirlerden beri bütün Müslüman âlimlerce be­nimsenmiş yaygın bir tanımı ise şu­dur:
Kur'an Hz. Muhammed (S.A.V.)e indirilen, mushaflarda ya­zılı, O'ndan tevatür yoluyla nakledil­miş, okunmasıyla ibadet edilen, be­şerin (insanların) benzerini getirmek­ten âciz kaldığı ilâhî kelamdır.
Bu iki tanım üzerinde biraz dura­lım:
Birinci tanımda geçen 23 yıl kay­dından anlaşılacağı üzere Kur'an bir defada bütün olarak değil, zaman za­man ve bölüm bölüm indirilmiştir. Allah tarafından her in­dirilen bölüm aynı uzunlukta da de­ğildir. Bazen bir veya birkaç âyet, ba­zen bir sûrenin bir bölümü, bazen de bütünü indirilmiştir. İndirilen bu bö­lümler içinde insanları doğrudan doğ­ruya uyaran, Allah ve resulüne iman ve itaate çağıran, iyiliği buyurup, kö­tülüğü yasaklayan genel amaçlı bö­lümler bulunduğu gibi; zaman ve ortamın, ortaya çıkan problemlerin, sı­kıntıların, anlaşmazlıkların gerektir­diği açıklamalar, çözümler, yol gös­termeler, Peygamber (S.A.V.)’e soru­lan sorulara cevaplar şeklinde özel bir amaçla inen bölümler de vardır. Böyle husûsî bir amaca bağlı olarak inen âyetlerin ve bölümlerin, Hz. Peygam­berden sonra, ne sebeple indiğini be­lirlemek, bunun ışığında Kur'an-ı Ke­rimi daha iyi ve doğru anlamak çabası "nüzul sebepleri" diye adlandırılan, Kur'an ilimlerinin en geniş ve ayrın­tılı bir dalını ortaya çıkarmıştır. Yi­ne böyle bir sebebe bağlı olarak inen bölümler her ne kadar belli bir olaya, yer ve zamana bağlı olarak indi ise de genellikle ifade ederler. Artık o konularda insanların nasıl bir tavır takınacaklarına dair ebedî bir örnek oluştururlar.
İkinci tanımdaki bazı esaslara da kısaca değinelim:
Kur'an'ın "tevatür yoluyla nakledilmesi" demek, "yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olma­yacak kadar doğru sözlü bir kalaba­lık, bir topluluk tarafından nesilden nesile (kuşaktan kuşağa) aktarılması" demektir.
Okunmasıyla ibadet edilen" kaydı da Kur'an'ın önemli bir niteli­ğidir. Dinî ibadetler esnasında, özel­likle namazlarda okunması farz olan metin yalnız Kur'an'dır. Ayrıca sırf Kur'an okumak, okuyanı dinlemek de bir ibadettir.

Kur'an-ı Kerim

DİN NEDİR?

Din, Allah tarafından konulmuş bir kanundur. İnsanlara, yaratılış gayesini ve varoluş hikmetini bildirir. Yüce Rablerine karşı ne şekilde ibâdette bulunacaklarını öğretir. İyi ve faydalı şeyler yapmaya sevkeder, zararlı işlerden de alıkoyar. Din, insan aklının kendi kendine sorup durduğu, "Ben kimim, nereden gelip, nereye gidiyorum?" suâllerinin tatmîn edici yegâne cevab kaynağıdır. Din, imkânların tükendiği, ümidlerin söndüğü yerde başlayan imkân yolu ve ümid ışığı, ilâçların dindiremediği acıların ilâcı, yıkık gönüllerin sığınağıdır. Din; adâlet, iyilik, fedakârlık, doğruluk, fazilet gibi duyguların hayat menbaı, insan vicdanındaki inanma ihtiyacının tam karşılığıdır. İnsanlar, dinleri peygamberlerden öğrenmişlerdir. Peygamberler, vahiy yoluyla Allah'dan aldıkları dinî hükümleri, aldıkları şekliyle insanlara bildirmişlerdir. Bu bakımdan, dinlerin hakikî sahibi, Allah Teâlâ'dır. Peygamberler ise dînin hükümlerini insanlara bildiren birer elçi durumundadırlar. İnsan Hayatında Dinin Yeri Nedir? Din inancı, insanla beraber doğmuştur. Çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde din duygusundan mahrum bir millete rastlanamamaktadır. Nerede insan varsa, orada bir nevi îman, ibâdet ve din duygusu görülmüştür. Bundan anlaşılıyor ki, din, insanlığın yaratılışından getirdiği fıtrî ve zarurî ihtiyacıdır. İnsanoğlu vâr oldukça, din de vârolacaktır. Filozof Auguste Sabatier bu konuda der ki: "Diyânet, gayet kuvvetli bir ağaç gibi, insaniyetin geçirdiği inkılâpların hepsinde hayatını muhafaza etmiş ve edecektir. Zaman geçmekle, onun kaynağı kurumak şöyle dursun, bilâkis, gittikçe o menbaın derinleştiğini, genişlediğini görmekteyiz. Binaenaleyh, insan hayatı diyânetle başlamış olduğu gibi, diyânetle kuvvet bulacak, diyânetle nihayetlenecektir." "Ben niçin dinliyim" suâlini nefsime sorar sormaz, şu cevabı alıyorum: Dindarım, çünkü başka türlü olmaya muktedir değilim.

İnsan Hayatında Dinin Yeri Nedir ?
Din inancı, insanla beraber doğmuştur. Çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde din duygusundan mahrum bir millete rastlanamamaktadır. Nerede insan varsa, orada bir nevi îman, ibâdet ve din duygusu görülmüştür. Bundan anlaşılıyor ki, din, insanlığın yaratılışından getirdiği fıtrî ve zarurî ihtiyacıdır. İnsanoğlu vâr oldukça, din de vârolacaktır. Filozof Auguste Sabatier bu konuda der ki: "Diyânet, gayet kuvvetli bir ağaç gibi, insaniyetin geçirdiği inkılâpların hepsinde hayatını muhafaza etmiş ve edecektir. Zaman geçmekle, onun kaynağı kurumak şöyle dursun, bilâkis, gittikçe o menbaın derinleştiğini, genişlediğini görmekteyiz. Binaenaleyh, insan hayatı diyânetle başlamış olduğu gibi, diyânetle kuvvet bulacak, diyânetle nihayetlenecektir." "Ben niçin dinliyim" suâlini nefsime sorar sormaz, şu cevabı alıyorum: Dindarım, çünkü başka türlü olmaya muktedir değilim.

Dinin Fertlere ve Cemiyete Sağladığı Faydalar Nelerdir?
1. İnsan, akıl ve şuur sahibi, varlığı üzerinde düşünebilen bir canlıdır. Nereden gelip nereye gittiğini, niçin yaratıldığını, hayat yolunun onu nasıl bir sonuca ulaştıracağını, vicdânıyla başbaşa kaldığı zaman, kendi kendine sorup durmaktadır. Bu konuda tatmîn olmak, içinde geleceğe ait olarak beliren endişelerden kurtulmak, sükûnete ve iç huzura ermek ihtiyacındadır. Bu huzuru, insan, ancak insanüstü bir hakikata inanıp bağlanmakla bulabilir. Bu hakikatı ise, ona ancak din verir ve öğretir. 2. İnsanlığın kendi dünyasında maddeten ve mânen inkişaf etmesi, gerçek insanlık mertebesine ulaşması için de, din mutlaka gereklidir. Bu hususu Bediüzzaman şöyle ifâde eder: "Nev'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılsa görülür ki, ruhun mânen terakkisini, vicdanın tekâmülünü, akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkin eden, yani aşılayan şeriatlardır. Vücud veren tekliftir. Hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir. İlham eden dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı. Ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlâk-ı hasene tamamen yok olurlardı." (İşârâtü'l-İ'caz). Aynı konuda Ali Fuad Başgil ise şöyle der: "En âliminden câhiline kadar insan, nerden gelip nereye gittiğini kendi kendine soracak; insanüstü âlemlerden yüksek bir ideâl mesnedi ve bir hareket ve faaliyet prensibi arayacaktır. Fakat bu aradıklarına ve sorduklarına dînin dışında -ne ilimde, ne de felsefede- tatmin edici ve iç ferahlatıcı bir cevab bulamıyacaktır. Neticede ya dindâr olup, dinî hakikatlere gönül bağlayacak ve insan hayatı yaşayacaktır, yahut da hayvanlaşıp, fizikî hisler ve bayağı zevkleriyle yaşama yolunu tutacaktır. Bu yol, insanlığı uçuruma götürülecektir." (Din ve Lâiklik) 3. Din, cemiyet hayatını düzenleyici ve disipline edici olarak da, insanlık için lüzumlu bir müessesedir. * Dinî duygu, insandan hiçbir vakit ayrılmayan, onu daima murakabe altında bulunduran mânevî bir bekçidir. Bu bekçi, vicdanlar üzerinde son derece etkili olduğundan, hem insanı gizli âşikâr bütün fenalıklardan alıkoyar, hem de her nevi iyiliklere sevkeder. "Din, insan ihtiraslarını frenliyen en kuvvetli mânevî bir dizgindir." * Din sayesinde Allah'ın herşeyi bileceğini, hiçbir şeyin ondan gizlenemeyeceğini idrâk eden insanda kuvvetli bir irâde hâsıl olur. Böyle kuvvetli irâde ve seciye sahibi kişilerden meydana gelen bir cemiyette ise, âsâyiş ve istikrar, nizam ve âhenk bulunur. * Din her türlü ahlâkî fazîletin kaynağıdır. İnsanlık için dinin getirdiği ahlâkî sistemin ehemmiyeti çok büyüktür. Aleksi Betran şöyle der: "Dindar kimselerde mevcut olan îman, ahlâk için pek kıymetli bir istinad noktasıdır." Bir milletin ahlâkî yönden alçalması kadar müdhiş bir felâket yoktur. Tarih boyunca pek çok milletler, ahlâken tefessüh ettikleri için batmış, tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. 4. Dinsizlik, herşeyden önce ahlâk fikrini yıkar. Çünkü din olmadığı takdirde, ahlâk için hiçbir yaptırıcı güç kalmadığından, dinsizlik her türlü kötülüğün yayılmasına ve genişlemesine ve neticede cemiyetin çökmesine sebeb olur. Dinsizlik, aynı zamanda hukuk fikrini de ortadan kaldırır. Kendini herhangi bir ahlâkî müeyyideye bağlı hissetmeyen dinsiz insan, hiçbir hak ve hukuku yerine getirmez. Eline fırsat geçtiğinde zulüm yapmaktan, gasbetmekten, her türlü kötülüğü işlemekten geri durmaz. "Maddeye tapan ve şehvetlerine esîr olan dinsiz insanda, insanlık seciyeleri silinmekte; fazîlet, ferâgat ve fedakârlık yerine feci bir 'BOŞVER' zihniyeti hâkim olmaktadır. Bu zihniyet ise, bir cemiyet için felâkettir."

Dinler Kaça Ayrılır?
İslâm âlimleri dinleri başlıca iki kısma ayırırlar: 1. Hak dinler. 2. Bâtıl dinler. Tek Allah'a îmanı esas alan ve yalnızca O'na kulluk ve ibâdeti emreden dinlere Hak dinler denir. Hak dinler, Allah'ın göndermiş olduğu dinlerdir. Bu sebeble bunlara semavî dinler de denir. Hak dinlere, temelini, Allah'ın birliğine îman ve sadece O'na ibâdet esası teşkil ettiği için, Tevhid dini adı da verilir. Allah tarafından gönderilmemiş, insanların kendilerinden uydurdukları, tek Allah'a îman esasını taşımayan inanç ve fikirlere ise, Bâtıl dinler denir. Hak dinlerin bazıları, sonradan insanlar tarafından bozulmuş, içine dînin aslından olmayan hurâfeler ve bâtıl inançlar konulmuştur. Bu gibi, aslı hak iken sonradan bozulan dinlere, Muharref dinler denir. Yahudîlik ve Hıristiyanlık gibi... Bunlar başlangıçta Hak din iken, sonradan içlerine hurâfeler ve tevhide aykırı fikirler girmesiyle bozulmuş ve birer muharref din olmuşlardır.

İnsanlığın İlk Dini Hangisidir?
İnsanlığın ilk dîni, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem Aleyhisselâm'a gönderilen ve Allah'ın bir olduğu inancına dayanan Tevhid dînidir. Sosyolojik araştırmalar da insanlığın ilk dîninin tevhid dîni olduğunu isbatlar mahiyettedir. Nitekim dinler tarihi araştırmacısı ve sosyolog Schmidt, yeryüzünde en ilkel insan cemiyeti olan Pigmeler üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu, bunlarda "tek tanrı inancı"nın olduğunu ortaya koymuştur. Schmidt'in bu tesbitleri, Durkheim'in, insanlığın ilk dininin totemizm olduğu yolundaki iddialarını çürütmüş, bu konudaki yaygın Batılı kanâatleri yıkmıştır.

Batıl Dinler Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
Hz. Âdem'den (as) sonra, zamanın ilerlemesiyle bazı insanlar nefislerine ve Şeytan'ın telkinlerine kapılarak tevhid inancından uzaklaşmış, Hak dîne yabancılaşmış, bir takım yanlış inançlara saplanmışlardır. Böylece bâtıl dinler ortaya çıkmıştır. İnsanlar Hak dinden uzaklaşıp bâtıla saplandıkça, Cenâb-ı Hak onlara yeni bir Peygamber ve yeni bir din göndermiş, onları tevhid inancına dâvet etmiştir. Ancak insanların sadece bir kısmı bu dâvete uymuş, diğer kısmı ise bâtıl inançlarında ısrar etmiştir. Hattâ bunlar Hakka dönmemekle de kalmamış, dönenlere zorla mâni olma, baskı ve işkence yapma yollarına bile başvurmuşlardır. Böylelikle her asırda ve her devirde Hak dine inananlarla inanmayanlar arasında sürekli bir mücadele olagelmiştir. Günümüzde de çeşitli isimler ve şekiller altında bu mücadele sürmektedir ve kıyâmete kadar da sürecektir.

Son Din Hangisidir?
İnsanlığın son dini, tevhid dîni olan İslâm dînidir.
 İlim ve Din Arasında Herhangi Bir Çatışma Söz Konusu mu?
İlim, madde âleminin, hayatın ve özellikle insanın nasıl vâr olduğunu inceler, bu âlemde cereyan eden İlâhî kanunları bulup çıkarır. Bu kanunlar sâyesinde insanlığın teknik ve medeniyette daha fazla ilerlemesine imkân hazırlar. Din ise, kâinatın ve madde âleminin niçin yaratıldığını ve yaratıcısının kim olduğunu ortaya koyar. Özellikle insanın varlıklar içindeki müstesna mevkiini, yaratılış gayesini ve bu dünyadaki vazifesinin mahiyetini belirtir.

Din

İçindekiler

RADYO KAİNAT DİNLESİN