12.05.2018

EL-ĞAFÛR


Değerli kardeşimiz,

“Affediciliği tam olan.”

“Kulların kusurlarını melaike ve ruhanîlere karşı örten.”

“... Muhakkak ki, Allah bütün günahları bağışlar.
O Ğafur ve Rahîm’dir.” (Zümer Sûresi, 39/53)
Bir âyet-i kerîmede, mealen şöyle buyrulmuştur:

“De ki: Ey nefislerinde israfa giren (haddi aşarak günah işlemekle nefislerine zulmeden) kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Muhakkak ki, Allah bütün günahları bağışlar. O Ğafur ve Rahîm’dir.” (Zümer Sûresi, 39/53)

Âyette geçen ‘nefis’ kelimesi, ‘zât’ mânâsına gelir ve insana emanet olarak verilen bütün organları, duyguları, hissiyatı, akıl ve kalbi içine alır.

Nur Külliyatı'nda şöyle bir cümle geçer:

“En kıymetdar âletleri, en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin.” (Sözler)

Aklını yanlış fikirlerle meşgul eden, kalbine bâtıl sevgileri yerleştiren, gözüyle harama bakan, diliyle yalan söyleyen, kısacası kendisine emanet verilen bütün o kıymetli aletleri ve duyguları, yanlış yolda kullanan insanlar ‘nefislerinde israfa girmiş’ kullardırlar. Bu âyet-i kerîme ile, insanların böyle bir israftan sakınmaları gereğine işaret edilmiş ve şeytana uyarak böyle bir hataya düşmeleri halinde de ümitsizliğe kapılmayarak, Allah’ın mağfiretine sığınmaları ders verilmiştir.

Her ikisi de ‘affedicilik’ mânâsını ifade eden Ğaffar ismiyle Ğafur ismi arasındaki ince farkı, İmam Gazâlî Hazretleri şöyle açıklar:

“Ğaffar, tekrar tekrar affeden demektir. Ğafur ise, affediciliği tam olup, afv ve mağfiretin en ileri derecesinde bulunan mânâsına gelir.”

Bu iki isimden kulun alacağı nasip, iki maddede özetlenebilir:

İnsan nefis ve şeytana uyarak bir günah işlediğinde, derhal tövbe etmeli ve ümitsizliğe düşmemek için Allah’ın Ğafur olduğunu hatırlamalıdır.

Kulun bu isimden alacağı diğer nasip ise, mü’minlerin hatalarını örtmesi, başkalarına anlatmaması ve onları bağışlamasıdır.

İnsan, kendi cüz’î izzetine karşı işlenen küçük hataları affedebilmelidir ki, sonsuz izzet ve azamet sahibi olan Allah’a karşı işlediği isyanların affını dilemeye yüzü olabilsin.


Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

3.04.2016

El Gaffar

El Esmaul Husna: El-Ğaffar Mumsema EL-ĞAFFAR “Mağfireti , bağışlaması pek çok olan.” “Kullarının günahlarını affetmekle örten.” Taberî “Tekrar tekrar affeden.” (Gazâlî) “Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.” (Nuh, 71/10) EL-ĞAFFAR Günahlarına aldırış etmeksizin, Cennete gireceğinden emin bir halde yaşamak, büyük bir gaflet olduğu gibi, isyanlarına bakarak ‘ben artık mağfiret olunmam’ demek de büyük bir hatadır. Birinci hal Allah’ın gazabından emin olmak, ikincisi ise rahmetinden ümit kesmekle yeise düşmektir. İşte Ğaffar ismi, insanı yeisten kurtaran en büyük bir ümit kaynağıdır. İmam Gazâlî Hazretleri, Ğaffar isminin ‘kötüyü, çirkini örten’ mânâsına geldiğini zikrettikten sonra, önemli bir noktaya dikkatimizi çeker: “Allah, insanın yüzünü, gözünü, elini açığa çıkardığı halde;midesini, bağırsaklarını ve sair görünmesi hoş olmayan organlarını içeride yaratmıştır. Onları böylece örten Allah, kulunun günahlarını da örter” Yine o büyük İmam, Ğaffar ismine, ‘tekrar tekrar affeden’ mânâsı vermiştir. Bu mânâyı düşünürken, Hazreti Mevlâna’nın, bazı haddini bilmezlerce tenkit konusu yapılan bir mısrası hatırıma geldi: “Bin defa tövbe şişesini kırmış olsan yine gel!” ‘Tövbe şişesini kırmak,’ günahkâr Müslümanlar için söz konusudur. Bu söz, o büyük insanın Ğaffar isminin inceliklerini çok iyi kavradığının işareti iken, maalesef çok yanlış şekilde ele alındı ve o muhterem zâta cahilce hücum edildi. Tövbesini defalarca bozan bir kul, pişman olarak Allah’ın dergahına sığınsa ve affını dilese, Ğaffar ismi gereği, Allah bu kulu affeder. Allah’ın affettiğini kulların etmemesi, işin içine nefsin, hissin ve dar görüşlülüğün girdiğini gösterir. Kendisine yapılan bir kötülüğü yıllarca unutamayıp, mü’min kardeşini affetmeye yanaşmayan bir insanın, Hazreti Mevlâna’nın bu sözünü kavraması oldukça zordur. ••• Ğaffar isminden nasiplenmenin birinci şartı, pişmanlık duymak, tövbe ve istiğfar ile mağfiret kapısını çalmaktır. Bir diğer şartı da, başkalarını affetmek, kusurlarını örtmektir. Affedenin, mağfiret olunması kuvvetle umulur.

Alaaddin Başar (Prof.Dr.)

El Fettah



El Evvel


Ed Darr


Ed-Darr : الضار 

Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız.” (Nahl,53) 
“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” (Enam,17)
Menfaatleri ve mazaaratları yaratan, ancak Allah’tır.
Bütün olaylar sebeplerle meydana geliyorsa da, sebepler yok olanı var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer tutamak ve Hak’tan bir isteme vesikası olmak üzere yaratılmıştır.
İnsanın menfaat ve zararlarına  hakim ve rakipsiz müessir ancak Allah’tır. O, insanlara, menfaat ve zararları ayırd edici kuvvet vermiştir.

Ed-Darr Esması
Ed-Darr Esması

Allah’ın bir zarar vermeyi  dilemesini hiç bir şey önleyemez.
Allah her şeyi yaratan ve yarattığına bir etki koyandır. Her şeyin olumlu ve olumsuz etkisi O’nun yed-i kudretindedir. O’nun iradesi, dilemesi ve izni olmadan hiçbir şey etkisini gösteremez.
Allah’a sadece Dâr ismiyle dua etmek caiz değildir. Bu nedenle her iki isimle (Darr, Nâfi) birlikte dua edilmelidir. Bu iki ismin birlikte zikredilmesi, Allah’ın dilediğine yarar sağlamaya dilediğine de zarar vermeye kadir olduğunu gösterir. Zira zarar verme veya yarar sağlama gücüne sahip olmayanın varlığı ve etkiside olmaz.
Tatlı, güzel şeyleri halkeden Rabbimiz olduğu gibi; acı, sıkıntılı ve kederli şeyleri de O yaratmıştır.
Ed Darr Ebced değeri ve zikir saati:ED-DARR isminin zikri(1001) adettir.Zikir saati Merih, günü Salı‘dır.

Ed -Darr esmasını bilmenin faydaları

  • Her müslüman Allah’tan başka zarar veren biri olmadığına inanmalı, O’nun iradesi ve fiiliyle gerçekleştiğini bilmelidir. Dünya hayatı da ahiret hayatı da yarar ve zarar arasında taksim edilmiştir. Buna göre cennet saf yarar, cehennem de saf zarardır. Dünyada geçekleşen zarar, ahiret için bir yarara dönüşebilir. Bu durumda bu dünyadaki zarar, mecazi anlamdadır. Eğer dünyadaki  zarar, ahiret için de bir zarar ise bu durumda zarar gerçek anlamdadır.

Ed-Darr Esmasının Faziletleri, Havas ve Esrarı

  • Ed-Darr ism-i şerifi, zalimlerin maddeten ve manen zarara uğraması için, “Ya Darr Celle celalühü” diye 101 kere okunur.
  • Ed- Darr ism-i şerifin zikrini her Cuma gecesi 100 kere okumaya devam eden kimsenin vücudu afiyette olur.İnsanlar kendisini sever.
  • Belirtilen esaslara uygun olarak, kim bu ismin zikrine devam ederse, kendisine düşmanlık eden, kin besleyenler, kısa zamanda dağılıp perişan olurlar.Düşmanlığa devam edenler ise bir süre sonra helak olurlar.
  • Her Cuma gecesi “YA DARR” diye zikreden kimse, Cenab-ı  Hakka yakın olur,her türlü zarardan korunur.
  • Bu isim “EL-KAHHAR, EL -CEBBAR,EL-MÜNTEKİM” gibi isimlerdendir.hak edenlere zarar vermek,özellikle dine musallat olanları def etmek için okunan isimlerdendir.
  •  Zulümden kurtulmak isteyen, her gün 1001 kere ” Ya Darr celle celâlühû ” ism-i şerifini okursa, maksadı hasıl olur.

El Celil



El Cebbar



“el-Cebbâr” ism-i şerîfi, günlük hayatta da kullandığımıza yakın bir anlamda; “istediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan, büyüklük ve azamet sahibi, kudret sahibi, imar eden, kullarını ıslah eden, tevbe etmeye döndürüp onları ıslah eden” anlamlarına gelir. Büyük müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bu ism-i şerîfin manasını kısaca şöyle ifade eder: “… Bu manada Cebbar ismi halkın eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını gideren, işlerini düzelten ve bu konuda gereken şeyi, gereği gibi yapmakta çok iktidarlı olan hâkim manasını ifade eder.”
“Âcizi güçlendiren, güçlükleri kolaylaştıran, sabır veren, yüce olan, her şeyden üstün olup onlara hâkim ve galip olan, kendisine ortak koşulmasından da münezzeh olan” şeklindeki manalar, Allah Teâlâ’nın el-Cebbâr isminin yansıyan manalarıdır.
Allah Teâlâ kullarını iman ve amel bakımından mükellef tutmuş, bu mükellefiyetlerini yerine getirmeleri konusunda onlara vaat ve tehditlerde bulunmuştur ki bu durum onun el-Cebbâr isminin bir özelliğidir.
Bu ism-i şerîfin manasına vakıf olan mü’minler, kırılan ümitlerinin canlanması, perişanlık durumunda hâllerin izalesinin dahi Allah Teâlâ’nın halk etmesiyle gerçekleşeceğini bilirler ve O’ndan başkasından medet umarak yanlış kapıya yönelme gibi bir durumla karşı karşıya kalmazlar.
İmanın farkında olan bir mü’min, dünyanın işleyişinde cebren gerçekleşen fiilleri fark eder ve bunların nice rahmet ve hikmetlere binaen gerçekleştiğini algılar. Bu ism-i şerîfin tecelli ettiği kimseler, gıpta edilen kimselerdir. Bu (başkalarına gıpta etme) durumdan hariç olan tek kul, Peygamber Efendimiz’dir (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem). Zira onun ahlâkına, şahsiyetine herkes gıpta eder.

Faziletleri ve Zikrindeki Faydalar

Haksız yere hapse düşen bir kimse kırk gün boyunca sabah namazlarını müteakip yirmi bir defa “Yâ Cebbâr” ism-i şerîfini zikretmeye devam ederse Allâh’ın (Celle Celâluhû) izniyle hapisten kurtulur. Eğer esir alınmışsa, bu terkip vesilesiyle esaretten kurtulur. Aynı zikre aynı şekilde devam edenler eğer zulüm altındalarsa, zulmüne maruz kaldıkları zalimlerin ve gaddarların şerrinden emin olurlar.
Bu ism-i şerîfin zikrine ihlâsla ve samimiyetle devam eden kimseler, tecellilerine nail olarak herkes tarafından sevilen ve sayılan kimseler hâline gelirler. Bu ism-i şerîfi virt edinenler; insanların, cinlerin ve şeytanlarından şerlerinden emin olurlar.


El Camii

El Berr


İstanbul Üsküdar Başvaizi
“Berr” kelimesi Arapçada “itaatkâr, sadakatli, vefakâr ve iyiliksever olma” anlamına gelen “birr” kökünden türemiş bir sıfattır. Esmayıhüsnadan biri olarak “yaratıklarına karşı rahmeti, mağfireti, lütuf ve ihsanı bol” ve “söz ve haberlerinde mutlak sadık, asla yalan söylemeyen” şeklinde olmak üzere iki farklı anlam taşır. Hakikate sadakat ile mutlak iyiliğin aynı kelime ile ifade edilmesinin de dikkat çekici olduğunu belirttikten sonra bu ismin anlamındaki genişliğe de işaret etmek gerekir. Bu kelimenin aynı zamanda yeryüzünün kara parçaları anlamına geldiğine de işaret eden Ragıb el-Isfehanî kelimenin kökenindeki genişlik anlamını öne çıkararak “Berr” olmanın hayırlardaki genişlikle ilişkisine dikkatlerimizi çeker.
Berr ismi taşıdığı ikinci anlam itibarıyla de Allah Teâlâ’nın sözlerinin ve O’ndan gelen haberlerin tartışılmaz, kesin doğrular olduğunu ifade eder. Allah’ın ilmi, dolayısıyla da verdiği bilgi değişmez, zaman onu eskitmez, hiçbir zaman hükümsüz kalmaz. O bilgiden şüphe duyan kendisine yazık eder. Çünkü şaşmaz, yanılmaz, mutlak gerçek olan hakikatin kaynağından uzak düşmüş olur. Gidişatının hakikat ile örtüşme ihtimali kalmaz.
Berr, Yüce Rabbimizin asli isimlerinden olduğu cihetle kâinatta asıl olan iyilik ve hakikate sadakattir. Kötülük ve yanılgı asıl değil, arızidir. Bu ikisi iyiliğin azalması ve hakikatten sapılması sonucu ortaya çıkar. Kötülükleri asli zannetmek ve bu durumu “tanrının iyiliği” inancı ile bağdaştıramamak yüzyıllar boyunca insanları şirke sürüklemiş, günümüzde de tanrı fikrini tamamen reddetmeye sevk etmiştir. Oysa kötülük, iyiliğin azalması sonucu ortaya çıkan arızi bir durumdur.
Kur’an’da Berr
Kur’an’da “çok şefkatli ve kerem sahibi” anlamında olmak üzere sadece bir ayette ve “Rahîm” ismiyle birlikte Allah’ı tavsif eder. Berr ve Rahîm isimlerinin bir arada zikredilmesi bize, (Rahman isminden farklı olarak, Rahîm isminin ifade ettiği merhametin kulun ameline bağlı bir karşılık olmasından dolayı) Rabbimizin iyilik ve ihsanlarının biz kulların tercih ve davranışlarına bağlı olduğuna da işaret eder. Cennetliklerin, kendilerini bu konuma getiren dünya hâlleri hakkında yaptıkları sohbetin bir parçasını aktaran bu ayetin metnine baktığımızda bu vurguyu açıkça görürüz: “Gerçekten biz bundan önce ona yalvarıyorduk. Şüphesiz O iyilik edendir, çok merhametlidir.” (Tur, 52/28.)
Berr tecelli ederse
Kur’an’a göre, insanların “berr” olarak nitelenmesi, “birr/iyilik”in bütün vasıflarına tam olarak sahip olmasına bağlıdır.  Kur’an’da birr (iyilik) kavramının kapsamlı bir şekilde açıklandığı ve kimlere “iyi” denilebileceğinin açıkça ortaya konduğu Bakara suresi 177. ayete göre inanç, ibadet, güzel ahlak, fedakârlık, metanet ve sabır alanlarında eksikleri olanlar “iyi”lerden olamazlar. “İyi” denebilecek insanın bütün yönlerini kapsayan bu hususlardan hiçbiri, diğerinin yokluğunu telafi edemez.
Bu ismin tecelli ettiği kullar kendisine ihsanda bulunana fazlasıyla mukabelede bulunduğu gibi birine iyilik etmek için onun kendisine iyi davranmış olmasını beklemez; iyilik çetelesi tutmaz. Müslüman iyilik gördüğü veya beklediği için değil, iyi bir insan olduğu için iyilik yapar. Hatta kötülük yapmış olana dahi iyilikle mukabelede bulunur. İnsanların özürlerini kabul eder, onları yokuşa sürmez, ilişkileri zorlaştırmaz. İnsanlara ikram edeceği zaman kendisine en sevimli gelen şeylerden ikram eder. Bütün iyiliklerinin, Yüce Allah’ın kendisine yaptığı ikramlar sayesinde olduğunu unutmaz. İyiliklerini kendinden bilmez.
Aslında iyilik etmek, iyilik edilen kişiden çok, iyilik eden için şifadır. Kişinin kendini iyiler arasında hissetmesi onu depresif düşüncelerden korur. Bu nedenle günümüzde karşılıksız iyilik etmek, psikolojik terapi yöntemi olarak uygulanmaktadır.
Kuşeyrî, “Berr” isminin kapsadığı sırları açıklarken berr ile  “birrül valideyn” (ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmak) arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Bu kapsamda Allah Teâlâ’nın kula iyilik ve ihsanlarının, o kulun ana babasına itaat ve ihsanına bağlı olduğunu da vurgular. Elbette bu ismin tecelli ettiği kul bütün mahlukata iyi davranır. Ancak hiyerarşik değer anlayışını kaybetmiş olan bizlerin, ana-baba, aile büyükleri, hocalar gibi üzerimizde emeği olan insanlara iyi davranmayı özellikle hatırlamamız gerekir.
Sufilere göre bu ismin içerdiği anlamları kavramış olan bir kul, Allah’ın, onun eksik ve günahlarını bağışlayıp onlara rağmen nasıl iyilik ve ihsanda bulunduğunu iyice düşünmeli ve günahlara odaklanmak yerine –Allah onları nasıl örttüyse- kendisi de kendisini bağışlayıp günahlardan doğan ezikliği sürdürmeyi bırakmalı, iyiliklerini çoğaltmak suretiyle Allah’a şükretmeye yönelmelidir. Ders almak ve bir daha işlememe azmini güçlendirmek için arada bir günahları hatırlamakta yarar vardır. Ancak bilmelidir ki sürekli hata ve eksikliklerini düşünmek kişinin iyilik ve güzellik kapasitesini yok eden bir odaklanma hatasıdır. Sürekli pişmanlık aşamasına takılıp kalanlar nefs basamaklarında yükselemezler. Üstelik bu hâl Berr olan Allah Teâlâ’nın lütuf ve ikramlarını görmeye mani olur. Kişi sırf bu yüzden dahi şükür mertebesini kaybedebilir. Hatalar istiğfarla temizlenmeli, günahlar örtülmeli, hatta unutulmalı, Allah’ın nimetlerine odaklanarak şükrünü ifa etmeye bakılmalı. Efendimizin de defalarca vurguladığı gibi insanların en hayırlısı, iyi amellerle meşgul olan, hayırlarda yarışan, kalbinde şer bulundurmayan ve hiç kimseye eziyet etmeyendir.
KAYNAK: DİYANET HABER

El Bedi

El Esmâu'l Hüsnâ Dersleri 65 (El Fâlik - El Bedî) / Mustafa İslamoğlu

5.07.2015

HİLYE-İ ŞERİF NEDİR?


Soru: Hilye-i şerif hakkında söylendiği bildirilen şu rivayet sahih midir?: “Ey kızım Fatıma ve ey ashabım, geliniz. Size vücudumun şeklini yazdırayım. Beni görmek istediğiniz vakit okuyup yüzünüze sürün, hemen beni görmüş gibi olursunuz. Ben dahi sizden razı olurum. Her kim ümmetimden olup da beni görmek istediği vakit okuyup yüzüne sürerse cehennem ona haram olur. Her kim onları yükseğe kaldırıp bakarsa ve bana muhabbetle bağlanırsa Allahu Teâla ona cehennemi haram kılar, o kişi kabir azabından emin olur. Mahşer günü çıplak olarak haşre girmez, sırat köprüsünü yıldırım gibi geçer ve benimle birlikte cennete girer. O kişi yönetici ise muradına erer. Allahu Teâla ona düşmanlarına karşı yardım eder. Bütün şeytanların şerrinden korur. Her korkusundan emin olur. Her kim bunları yanında taşırsa Allahu Teâla Adn cennetlerini ona konak yapar.”
Cevap:
Hilye; sure , şekil demektir. Peygamberimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek şeklini, suretini anlatan yazılara, eserlere hilye-i şerif denilmiştir. O’nun mübarek şekli ise hadislerde rivayet edilmiştir. Sorulan rivayetekaynaklarda rastlayamadık. Ancak hilye-i şerif hakkındaki diğer hadislerle beraber değerlendirince tamamen de göz ardı edilmemesi gerekir. Zayıf olsa bile, seleflerimizin Hazreti Ali efendimizden rivayet edilen diğer hadislerle beraber bu rivayetle de amel ettikleri anlaşılmaktadır. Böyle bir yönelişin neticesi olarak hilye-i şerif diye bir sanat gelişmiştir. Küçük kâğıtlara  yazarak yanlarında taşımışlar, büyük levhalara yazıp işyerlerine ve evlerine asmışlar, onun vasıtasıyla Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) hatırlamışlar ve O’na saygılarını ifade etmişlerdir. Ayrıca pek çok kerametini görmüşlerdir. Ümmetin itibar ettiği bir şeyin kaynağı zayıf olsa da o şeye, dinin esaslarına zıt olmadıktan sonra itibar edilir. Hilye-i şerifte dine zıt bir uygulama yoktur. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem)  mübarek şemailinin yazıldığı levhalara bakarak O’na salavat getirmek, O’na dua etmek, saygılarını ifade etmek, şirk değildir. Bilakis O en büyük peygambere ümmet olma şuurunu pekiştiren bir vesiledir.

25.05.2015

Salavat-ı Tefriciye Duası


Salat-ı Tefriciye Duası paylaşan: YunusAKSUT65

Salavat-ı Tefriciye Duası 
Bismillahirrahmanirrahim Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil’ükadü, ve tenfericü bihil’kürabü, ve tükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü, ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’ğamâmü bivechihil’ kerimi, ve alâ âlihi ve sahbihî fi külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâ’lûmin lek.
Salavat-i Tefriciye Programı İndirin

İlk önce buradan SALAVAT-I TEFRİCİYE rar dosyasını pc'nize indirin,  ve sıkıştırılmış dosyayı çıkarın.
Öncelikle buradan NET FRAME WORK'ü bilgisayarınıza kurun ve daha sonra  Salavat-i Tefriciye  klasörü içindeki cami görüntüsündeki (Salavat-i Tefriciye) dosyasına çift tıklayın.Açılan pencereye çalıştır deyin.
Artık Salavat-i Tefriciye'yi hem öğrenmek ve dinleyerek takip etmek,kaç kez okuduğumuzuda kayıt altında tutmak mümkün.Her okuyup veya dinlerken takip ettiğimiz Salavat-i Tefriciye'yi ileri say seçeneği ile kayıt altına almış oluyoruz.Play tuşu ile okumaya ve dinlemeye başlayabilirsiniz.
ALLAH C.C bu programın hazırlanışında emeği geçenlerden,Ihsan Atasoy Hoca Efendi'den Salavat-i Tefriciye'yi okuyanlardan razı olsun,cümlemizin dualarını katında kabul etsin inşallah,AMİİİİN!.Rabbim cümlenizi ve bizleri razı olduğu kullarından eylesin İNŞALLAH!.

Salavat-ı Tefriciye Duası  Türkçe 
"Allâh’ım, kendisi hürmetine düğümler çözülen, gamlar-kederler açılan, ihtiyaçlar giderilen, isteklere, hüsn-ü hâtimelere güzel âkibetlere nâil olunan, kerem (cömertlik) sahibi yüzü-suyu hürmetine bulutların sulandığı, Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e ve onun âl ve ashâbına; her bakış ve her nefeste ve zâtinca mâlum olanların sayısınca, kâmil bir rahmet ve tam bir selâmet ihsan eyle."Bu fazilettendir ki, salavât okuyan kimsenin bütün işleri Allah tarafından kolaylaştırılır. İşleri düzgün yolunda gider. Gönül sıkıntısı olmaz. Gamı, kederi, sıkıntıları kendiliğinden kalkar. Geçim darlığı çekenlerin rızkı bollaşır, kazancına bereket gelir, geçim darlığı çekmez. Bütün duâları kabuldur. Her istek ve dileği yerine gelir. Ümid ve muradı hasıl olur.
Bu salavât, 3,5,7,11,21 veya 41 kere okunabilir. Herkes vaktine göre az veya çok okuyabilir. İsteyen 3 kere… isteyen 41 kere okur. Fazileti, sevabı buna göredir.
Çok önemli işlerin gerçekleşmesi için bu salavât (4444) defa okunur. Gelecek musibetlerden (belâ ve kazalardan) korunmak ve kurtulmak için de (4444) defa okunur. Altından kalkamadığın musibetlerin gitmesi için de aynı şekilde okunur. 
Yararlı açıklama
Salati tefriciye duasını tek başına okumak çok zor olduğundan 44 kişilik gruplar kurun ve paylaşarak okuyun. Gruplara katılan her kes her gün 101 defa tefriciye duası okuduğunda toplamda grup olarak her gün 4444 (101x44=4444) defa tefriciye duası okunmuş olur. İştirak-i âmâl-i uhreviye sırrınca manevi ortaklıklarda ortaya çıkan manevi kazanc kişi sayısına bölünmeyip, sanki gruptaki herkes her gün 4444 defa salat-ı tefriciye duası okumuş gibi sevap kazanır. Salati tefriciye duasını samimi ve inanarak okumak çok önemlidir. Çünkü dua bir nevi ibadettir, hatta kulluğun büyük bir sırrıdır. Cenab-ı Allah insanlara vermek istediği için isteme duygusunu yaratmış ve "isteyin cevap vereyim" buyurmuştur. Bu nedenle samimi olarak dua eden ve Allah'ın mutlaka cevap vereceğine inanan bir mü'min duasının karşılığını er ya da geç mutlaka görecektir.



10.04.2015

El Bâtın


Bâtın, (Arapça: الباطن
Anlamı

Bâtın; gizli, cisim olarak görülmeyen, duyularla algılanamayan, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. Hayâl, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserleriyle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi. Akılların idrâk edemeyeceği kadar yüce ve azâbı gizli olan demektir.

El BASİT


 Bâsit (Arapça: الباسط
Anlamı
Bâsit, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan. Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten demektir.
Adın geçtiği Kur'an âyetleri
Allah'ın bu adı şu Kur'an âyetlerinde geçmektedir:

·         (2:245) Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O'na döndürülüp götürüleceksiniz.

El BASİR

El Basir
Basîr, (Arapça: البصير) 
Anlamı[
Basîr, herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren demektir. Tabiî ki canlıların çoğunda görme duyusu beştir. Buradan insan ve hayvanlara çevreleriyle temasta olabilmeleri için dil, kulak, akıl, temas ve görme duyularını vermiş ve sorumlu olan yarattıklarından da kendisini eserlerinden tanıması için bu duyuyarla donatmıştır.
Adın geçtiği Kur'an âyetleri[
Allah'ın bu adı şu Kur'an âyetlerinde geçmektedir:
·         (4:58) Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah herşeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
·         (17:1) Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki herşeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
·         (42:11) O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O sizin için kendi nefsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, herşeyi işitir ve görür.
·         (42:27) Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O dilediğini belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür.
·         (57:4) O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.

·         (67:19) Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir.

12.03.2015

Rukye Kuranı Kerimle Tedavi Rukye 1 -3- 4 -5 -6- 7 -8 -9 Büyü,sihir,Nazar İptali,Cin yakan Ayetler


rukye.net@gmail.com

Rukyelerin Cin ve Büyü ,Nazar tedavisi için olanları hepsi bira aradadır.

Bu rukye ,Evin bereketini arttır,Aile içi geçimsizlikler ve görünmeyen etkilerden gelen sıkıntılar için çok iyidir.Rızkı arttırı çünkü rızka mani olan etkileri zayıflatır,Kısmeti arttırı çünkü kısmeti kapatan etmenleri kaldırır,Her derde bir manada dokunur.

Rukye 1-2-3-4-5-6-7-8-9- yani Cinni ve büyüyle alalkalı her noksanlığa iyi gelen rukyelerdir. diğer rukyelerimize bakınız.

Aklı gelgit olan vesvesesi olan herkese Kuran-ı Kerim Şifadır,

Kapat gözünü kardedeş kapat uyumadan ve gözünü hiç açmadan Bu ayetleri dinle ve sende şifanı gör.

Zemzem suyu,Yağmur suyu ,ve El değmemiş Doğal Kaynak suyu karıştırılır.Bu rukyeler okunur ise İşten temizlik olur.Buna yakın elma sirkesine bu ayetler yada 313 ayetel kürs i okunup içerse vay onların haline .... 

Kolulardan Defne yaprağı,Özerlik tohumu hasta olan odasında tütsü yapsın ,
Kokulardan ,Sandal ağacı ve Ud ağacı sürsün ve evde yaksın .
Banyo olarak yap: Çay bardağının 3te 1 kadar sirkeye 41 ayetel kürsü oku ve ,2.5 litre üzüm sirkesiyle yıkanıp 10 dk beklesin ..bütün kapıları kapatır hatta cini vucuttan dışarı çıkarır.üzüm sirkesi ağır gelen elma sirkesi içsin ama üzüm sirkesi ile yıkansın bunu her hafta yapsın 21 hafta -41 hafta -70 hafta 101 hafta kendi ayarlasın hastalığının derecesine göre yılmadan devam etsin midesi rahatsız olan ,suyla karıştırsın.Midesini yıpratmasın.

Rukye :Kuranı Kerim ile Şeytan;İfrit;cin;Peri,Semum; ;Büyü ,Sihir;Nazar çözülmesi tedavisinde kullanılır.Mutlak şifa kaynağıdır.
% 90 bir hocaya gitmeden tedavi olmanızı sağlar.
rukye leri dinlemeden önce .Abdest alın ,temiz giyinin ,Tövbe edin,Estağfurullah çekin 101 adet;Salavat çekin 101 adeti;gözünüzü kapatın ve uyumadan kabeye dönerek ve .
Euzu Besmele çekin ve Niyet edin.(Baba Adı ) olma ve (Anne adı) doğma ve (Hastanın adı ) na yapılmış olan her türlü büyü ve sihrin ,iptali ve Batıl olması için 366 aza ve uzuvlarında ve organlarında dolaşan her türlü Şeytanın ve Cinin deffi ve musallatından korunmak ve kurtulmak için diye niyet edilir.

Rukyenin tamamını dinleyin,,gözünüzü bitene kadar açmayın ve ayetlere konsantre olun , başka birşey aklınızdan geçirmeyin ve her rukyeyi günde 1 adet ve 21 gün hiç sektirmeden dinlenmesi gerekmektedir..Her gece dinlemeden.

Birçok sıkıntınız ve derdiniz ,Cin varsa gider büyü varsa çözülür

Çok aşırı ilerlemiş hastalara faydası çoktur fakat ısrarla gün sınırı olmaksızın devam etmesi lazımdır.Mutlaka onları azap eder. Ya giderler ya yanarlar ,ötesi yok... 

Rukye 3 Kuranı Kerimle Ayat ı Hırz


rukye.net@gmail.com

Rukye :Kuranı Kerim ile Şeytan;İfrit;cin;Peri,Semum; ;Büyü ,Sihir;Nazar çözülmesi tedavisinde kullanılır.Mutlak şifa kaynağıdır.
% 90 bir hocaya gitmeden tedavi olmanızı sağlar.
rukye leri dinlemeden önce .Abdest alın ,temiz giyinin ,Tövbe edin,Estağfurullah çekin 101 adet;Salavat çekin 101 adeti;gözünüzü kapatın ve uyumadan kabeye dönün ve .
Euzu Besmele çekin ve Niyet edin.(Baba Adınız ) olma ve (Anne adınız) doğma ve (Hastanın adı ) na yapılmış olan her türlü büyü ve sihirin ,iptali ve Batıl olması için 366 aza ve uzuvlarında ve organlarında dolaşan her türlü Şeytanın ve Cinnin deffi ve musallatından korunmak ve kurtulmak için diye niyet edilir.

tamamını dinleyin,,gözünüzü bitene kadar açmayın ve ayetlere konsantrre olun , başka birşey aklınızdan geçirmeyin ve her rukyeyi günde 1 adet ve 21 gün hiç sektirmeden dinlenmesi gerekmektedir..Her geçe dinlemeden 
Birçok sıkıntınız ve derdiniz ,Cin varsa gider büyü varsa çözülür

Çok aşırı ilerlemiş hastalara faydası çoktur fakat ısrarla gün sınırı olmaksızın devam etmesi lazımdır.Mutlaka onları azap eder. Ya giderler ya yanarlar ,ötesi yok... 

24.10.2014

ZÜMER SÛRE-İ ŞERİF'İ

(39. Sûre) (Mekke döneminde inmiştir. 75 âyettir.)

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Kitab'ın indirilmesi Azîz ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

2. Şüphesiz ki biz Kitab'ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah'a has kılarak ihlâs ile kulluk et.

3. İyi bil ki hâlis din ancak Allah'ındır. Allah'tan başkasını kendilerine veliler edinenler: "Bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara kulluk ediyoruz." derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah yalancı ve kızıl kâfiri doğru yola iletmez.

4. Eğer Allah evlât edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir. O, tek ve Kahhar olan Allah'tır.

5. Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine sarıyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ay'ı musahhar kılmıştır. Bunların herbiri, muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. Dikkat et! O Azîz'dir, çok bağışlayandır.

6. Sizi bir tek candan yarattı. Sonra ondan da eşini vâretti. Sizin için davarlardan erkekli dişili sekiz çift indirmiştir. Sizi analarınızın karnında üç ayrı karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratır. İşte Rabbiniz Allah budur. Hükümranlık O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?

7. Eğer kâfir olursanız, bilin ki Allah size muhtaç değildir. O, kullarının küfrüne râzı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için ona râzı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Yaptıklarınızı O size haber verir. Şüphesiz ki O göğüslerin özünü bilendir.

8. İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah kendi katından ona bir nimet verince, önceden O'na yalvarmış olduğunu unutuverir. O'nun yolundan saptırmak için, Allah'a eşler koşar. De ki: "Küfrünle biraz oyalanadur. Çünkü sen muhakkak ki cehennem halkındansın."

9. Yoksa o, geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse gibi midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak sağlam akıl sahipleri öğüt ve ibret alırlar.

10. De ki: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın arzı geniştir. Sabredenlere ecir ve mükâfatları hesapsız ödenecektir."

11. De ki: "Şüphesiz ki ben, dini yalnız Allah'a hâlis kılarak kulluk etmekle emrolundum."

12. "Ve ben müslümanların ilki olmakla emrolundum."

13. De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."

14. De ki: "Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a kulluk ederim."

15. Siz de O'ndan başka dilediğinize tapın. De ki: "Asıl hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde hem kendilerini hem de âilelerini (mensuplarını) ziyana sokanlardır. İyi bilin ki işte apaçık hüsran budur!"

16. Onların üstlerinde (gölgeler gibi üstüste gelmiş) ateşten tabakalar, altlarında da ateşten tabakalar var. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. "Ey kullarım! Benden korkun."

17. Tağut'a tapmaktan kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde vardır. O hâlde kullarımı müjdele!

18. O kullarım ki, sözü işitip de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah'ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. İşte bunlar öz akıl sahiplerinin tâ kendileridir.

19. Hakkında azap hükmü hak olmuş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?

20. Fakat Rablerinden korkanlar için üstüste bina edilmiş binalar var, odaların altından da ırmaklar akmaktadır. Bu Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez.

21. Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla türlü türlü renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir çöpe çevirir. Şüphesiz ki bunda akl-ı selim sahipleri için bir öğüt vardır.

22. Allah bir kimsenin kalbini müslümanlık için açarsa, o Rabbinden verilen bir nur üzerinde değil midir? Kalpleri Allah'ı zikretmeye kaskatı olan kimselere ise yazıklar olsun! Onlar apaçık dalâlet içindedirler.

23. Allah sözün en güzeli olan Kur'an'ı; âyetleri birbirine benzer, uyumlu, ahenkli ve yer yer tekrar eden bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların (bu Kitab'ın etkisinden) derileri ürperir. Sonra hem derileri hem de kalpleri Allah'ın zikrine (yönelerek) yumuşar. Bu kitap, Allah'ın hidayet rehberidir. Dilediğini onunla doğru yola iletir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.

24. Kıyamet gününde yüzünü şiddetli azaptan korumaya çalışan kimse, (bu azaptan kurtulan) kimse gibi midir? Zâlimlere: "Kazandığınızı tadın!" denilir.

25. Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) yalanladılar da, hiç ummadıkları bir yerden onlara azap geldi.

26. Böylece Allah onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı!

27. Gerçekten bu Kur'an'da öğüt alsınlar diye insanlar için her türlü temsili anlatmışızdır.

28. O, eğriliği bulunmayan (pürüzsüz) Arapça bir Kur'an'dır. Belki korkarlar.

29. Allah bir misal verir: Bir adamın huysuz ve birbiriyle ortak bir kaç efendisi var. Bir diğer adamın da bir tek efendisi var. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.

30. Resulüm! Elbette sen de öleceksin, onlar da ölecekler.

31. Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme olacaksınız.

32. Allah'a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelmiş olan doğruyu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Cehennemde kâfirler için bir yer yok mudur?

33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler, işte onlar takvâ sahipleridir.

34. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, muhsinlerin mükâfatıdır.

35. Allah bununla onların yaptıklarının en kötülerini bile örtecek ve yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlarını verecektir.

36. Allah kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkaları ile korkutuyorlar. Allah kimi dalâlette bırakırsa ona hidayet edecek yoktur.

37. Allah'ın hidayete erdirdiğini de dalâlete düşürüp saptıracak yoktur. Allah Azîz ve intikam alıcı değil midir?

38. Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah'tır!" derler. De ki: "Öyle ise söyleyin bana; eğer Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse, O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter." Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül etsinler.

39. De ki: "Ey kavmim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın. Doğrusu ben de yapıyorum. Yakında bileceksiniz!"

40. "Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, sürekli azap kime inecek!"

41. Resulüm! Şüphesiz ki biz bu Kur'an'ı insanlar için sana hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi yararınadır. Kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin.

42. Allah öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerin ruhunu yanında tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar (bedenlerine) gönderir. Şüphesiz ki bunda iyi düşünen kimseler için âyetler (öğütler ve ibretler) vardır.

43. Yoksa onlar Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmadıkları, akıl da erdiremedikleri hâlde mi?"

44. De ki: "Bütün şefaat (hakkı) Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."

45. Allah ortaksız olarak zikredildiği zaman ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. O'ndan başkaları anıldığı zaman ise, hemen yüzleri güler.

46. De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de âşikârı da bilen Allah'ım! Kullarının arasında ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen verirsin."

47. Eğer yeryüzünde bulunanların hepsi ve bir o kadarı daha o zâlimlerin olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan kurtulmak için hepsini de fedâ ederlerdi. O gün Allah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler karşılarına çıkacaktır.

48. Kazandıkları şeylerin (yaptıkları işlerin) kötülükleri o gün karşılarına çıkmış ve alaya aldıkları azap onları çepeçevre kuşatmıştır.

49. İnsana bir zarar dokunduğu zaman, (başına bir sıkıntı gelince) bize yalvarır. Sonra kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimizde: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir." der. Hayır! O bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.

50. Onlardan öncekiler de bunu söylemişlerdi. Amma kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir fayda sağlamadı.

51. Bunun için yaptıkları kötülüklerin vebâli onları yakaladı. Bunlardan da zulmedenlerin işledikleri kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı âciz bırakamazlar.

52. Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz ki bunda iman etmiş bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.

53. De ki: "Ey kendilerine kötülük edip haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayan, çok merhamet edendir."

54. Rabbinize yönelin, size azap gelip çatmadan evvel O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.

55. Siz farkında değilken ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun!

56. Ki, hiçbir kimse: "Allah'a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim!" demesin.

57. Veya: "Allah bana hidayet etseydi, elbette takvâ sahiplerinden olurdum." demesin.

58. Yahut da azabı gördüğü zaman: "Keşke benim için dönüş imkânı bulunsa da iyilerden olsam!" demesin.

59. Hayır! Sana âyetlerim gelmişti de sen onları yalanlamış, büyüklük taslayıp kâfirlerden olmuştun.

60. Kıyamet gününde, Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerini simsiyah kesilmiş görürsün. Büyüklük taslayanlar için cehennemde barınacak yer yok mudur?

61. Allah takvâ sahiplerini imanları (ve amelleri) sebebiyle kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir kötülük dokunmaz, onlar mahzun da olmazlar.

62. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O her şeye vekildir.

63. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

64. Resulüm! De ki: "Siz bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz ey cahiller?!"

65. Andolsun ki sana da senden öncekilere de şu vahyolunmuştur: Eğer Allah'a şirk koşarsan, amelin mutlaka boşa gider ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun.

66. Hayır! Yalnız Allah'a ibadet et ve şükredenlerden ol.

67. Onlar Allah'ı lâyıkıyla takdir edip bilemediler. Yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler ise sağ eliyle dürülmüştür. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yüce ve münezzehtir.

68. Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar yerde olanlar hepsi düşüp ölmüş olacaktır. Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.

69. Mahşer yeri Rabbinin nuru ile aydınlanır. Kitap konulur. Peygamberler ve şâhitler getirilir. Sonra aralarında hak ve adaletle hükmolunur ve onlar aslâ haksızlığa uğratılmazlar.

70. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Çünkü Allah onların ne yaptıklarını en iyi bilendir.

71. İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya vardıklarında cehennem kapıları açılır. Bekçiler onlara: "Size içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu gününüzle yüzyüze geleceğinize dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" derler. Onlar da: "Evet geldi, lâkin azap sözü kâfirler üzerine hak oldu." derler.

72. "Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! O kendini beğenmişlerin yerleşip kalacakları yer ne kötüdür!" denilir.

73. Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete götürülürler. Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır. Bekçiler onlara derler ki: "Selâm olsun size! Hoş geldiniz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere buraya girin!"

74. Onlar da derler ki: "Bize verdiği sözü yerine getiren ve bizi cennete vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz. (Allah için) çalışanların mükâfatı ne güzelmiş!"

75. Melekleri görürsün ki, Rablerini hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun!" denilmiştir.

SÂD SÛRE-İ ŞERİF'İ

(38. Sûre) (Mekke döneminde inmiştir. 88 âyettir.)

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Sâd. Zikir sahibi Kur'an'a yemin ederim ki!

2. Kâfirler bilâkis bir gurur ve ayrılık içindedirler.

3. Onlardan önce nice nesiller helâk ettik. Feryat ettiler ve fakat artık kurtulma zamanı değildi.

4. Aralarından bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler ve o kâfirler şöyle dediler: "Bu pek yalancı bir sihirbazdır."

5. "İlâhları bir tek ilâh mı yaptı? Doğrusu bu cidden tuhaf bir şeydir!"

6. Onların ileri gelenleri: "Haydi yürüyün! İlâhlarınıza bağlılıkta direnin! Şüphesiz ki bu sizden istenen bir şeydir!" diyerek kalkıp gittiler.

7. "Biz son din olan (Hıristiyanlıkta) bile böyle bir şey işitmedik. Bu ancak bir uydurmadır."

8. "Aramızda zikir ona mı indirilmiştir?" (dediler). Hayır! Doğrusu onlar benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır! Onlar azabımı henüz tatmadılar.

9. Yoksa O Aziz ve Vehhâb olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların mülkü onların mıdır? Öyleyse sebeplere tevessül etsinler de yükselsinler.

11. Onlar değişik gruplardan ibaret bir ordudur. İşte şurada hezimete uğratılacaklardır.

12. Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun da yalanlamıştı.

13. Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da (yalanladılar). İşte bunlar (Hakk ve hakikata karşı isyanda) birleşen fırkalardır.

14. Hepsi de peygamberleri yalanladılar ve azabımı hakettiler.

15. Bunlar bir anlık gecikmesi dahi olmayan korkunç bir sesten başkasını beklemiyorlar.

16. Ve dediler ki: "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce hemen ver!"

17. Resulüm! Onların söylediklerine sabret. Bizim güçlü kulumuz Davut'u an! Doğrusu o, daima Allah'a yönelirdi.

18. Biz dağları onun emrine vermiştik. Sabah akşam onunla beraber tesbih ederlerdi.

19. Kuşları da toplu halde ona boyun eğdirdik. Her biri ona yönelmekteydi.

20. Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve güzel konuşma, anlatma üstünlüğü vermiştik.

21. Sana o dâvâcıların haberi geldi mi? Hani onlar mâbedin duvarına tırmanıp çıkmışlardı.

22. Davut'un yanına girmişlerdi de o onlardan ürkmüştü. "Korkma! Biz birbirine hasım iki dâvâcıyız. Birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Aramızda adaletle hükmet! Hak olan sınırı aşma, bize doğru yolu göster!"

23. "Bu benim kardeşimdir. Onun doksandokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: ‘Onu da bana ver!' dedi ve beni tartışmada yendi."

24. Davut: "Andolsun ki senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman edip de sâlih amellerde bulunanlar müstesnâdır. Onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davut kendisini imtihan ettiğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret diledi. Eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.

25. Biz de onu bağışladık. Şüphesiz ki onun bizim katımızda yakınlığı ve âkibet güzelliği vardır.

26. "Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet! Hevâ ve hevese uyma! Yoksa seni Allah yolundan saptırır. Şüphesiz ki Allah yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır."

27. Biz göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boş yere yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. Ateşten dolayı vay o kâfirlere!

28. Yoksa biz iman edip de sâlih ameller yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi yapacağız? Biz takvâ sahiplerini yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız?

29. Resulüm! Bu Kur'an, âyetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı mübarek bir kitaptır.

30. Davut'a da Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel kul idi, daima Allah'a yönelirdi.

31. Ona bir akşam üstü, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken, çalımlı safkan koşu atları sunulmuştu.

32. Dedi ki: "Ben mal sevgisini Rabbimi anmama vesile olduğu için tercih ettim." Tâ ki toz perdesi altında gözden kayboldular.

33. "Onları bana getirin!" (dedi). Bacaklarını ve boynunu okşamaya başladı.

34. Andolsun ki biz Süleyman'ı imtihandan geçirdik ve tahtının üstüne bir ceset atıverdik. Sonra o yine eski haline döndü.

35. Dedi ki: "Ey Rabbim! Beni bağışla! Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver! Şüphesiz ki sen karşılıksız bağışta bulunansın.

36. Biz rüzgârı onun emrine verdik, onun emri ile istediği yere akıp gidiyordu.

37. Bina yapan, dalgıçlık eden her şeytanı da.

38. Demir halkalarla bağlı diğerlerini de (ona baş eğdirdik).

39. İşte bu bizim bağışımızdır. Sen de bol bol ver, veya yanında tut, hesapsızdır.

40. Şüphesiz ki onun bizim katımızda yakınlığı ve âkibet güzelliği vardır.

41. Resulüm! Kulumuz Eyyub'u da an! O Rabbine: "Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi." diye nidâ etmişti.

42. "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su!"

43. Bizden bir rahmet ve akl-ı selim sahipleri için de bir hatıra olmak üzere ona hem âilesini hem de onlarla beraber bir mislini daha bağışladık.

44. "Eline bir demet sap al, onunla vur, yeminini böylece yerine getir." Doğrusu biz onu çok sabırlı bulmuştuk. O ne iyi kul idi! Daima Allah'a yönelirdi.

45. Resulüm! Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an!

46. Biz onları ahiret yurdunu düşünen, ihlâslı kimseler kıldık.

47. Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin ve iyi kimselerdendir.

48. Resulüm! İsmail'i, Elyesâ'yı, Zülkifl'i de an! Hepsi de iyilerdendir.

49. İşte bu bir zikirdir ve doğrusu muttakilere güzel bir gelecek vardır.

50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.

51. Orada koltuklara yaslanarak birçok meyveler ve içecekler isterler.

52. Yanlarında da gözlerini eşlerinden ayırmayan, hep aynı yaşta nâzeninler vardır.

53. İşte hesap günü için size vaad olunan şeyler bunlardır.

54. Şüphesiz ki bu bizim tükenmek bilmeyen rızkımızdır.

55. Bu böyle! Şüphesiz ki azgınlar için çok kötü bir dönüş yeri vardır.

56. O da cehennemdir. Oraya girerler. O ne kötü bir yataktır!

57. İşte kaynar su ve irin! Tadsınlar onu!

58. Bunlara benzer daha çeşit çeşit acılar da vardır.

59. (İnkârcıların ileri gelenlerine): "İşte şunlar peşinize düşüp sizinle beraber gerçeğe karşı direnenlerdir." (denildiğinde, liderler): "Onlara merhaba yok, rahat yüzü görmesinler. Çünkü onlar da ateşe gireceklerdir." (derler).

60. (Uyanlar uyulanlara): "Asıl size merhaba yok! Siz rahat yüzü görmeyin! Bunu başımıza getiren sizsiniz. Ne kötü bir durak! " derler.

61. Yine onlar: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim başımıza kim getirdiyse, ateşte azabını kat kat artır!" derler.

62. Derler ki: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin göremiyoruz? "

63. "Onları alaya alırdık. Yoksa gözler şimdi onlardan başka tarafa mı kaymıştır (da onları göremiyoruz)?

64. İşte cehennemliklerin birbirleriyle bu şekilde tartışmaları gerçektir, muhakkak olacaktır.

65. Resulüm! De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Vâhid, Kahhar olan Allah'tan başka bir ilâh yoktur."

66. "Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir. Azîz'dir, Ğaffar'dır."

67. Resulüm! De ki: "Bu büyük bir haberdir."

68. "Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."

69. "Mele-i â'lâ'da kendi aralarındaki tartışmalarına dair benim hiçbir bilgim yoktu."

70. Bana sadece vahyolunmaktadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

71. Rabbin meleklere: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım." demişti.

72. "Onu düzenlediğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"

73. Bunun üzerine bütün melekler hemen secde ettiler.

74. Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.

75. Allah: "Ey iblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden mi oldun?" dedi.

76. İblis: "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." dedi.

77. Allah dedi ki: "Defol oradan! Sen artık kovuldun."

78. "Ceza gününe kadar lânetim senin üzerinedir."

79. İblis: "Ey Rabbim! Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver!" dedi.

80. Allah dedi ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."

81. "O bilinen vaktin gününe kadar."

82. Dedi ki: "Senin izzetine yemin ederim ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım."

83. "Yalnız içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç."

84. Allah dedi ki: "İşte doğrusu, ki ben hep doğruyu söylerim."

85. "Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım."

86. Resulüm! Onlara de ki: "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddiâ edenlerden de değilim."

87. Bu Kur'an ancak âlemler için bir öğüttür.

88. Onun verdiği haberin doğruluğunu bir müddet sonra muhakkak bileceksiniz.

SAFFÂT SÛRE-İ ŞERİF'İ

(37. Sûre) (Mekke döneminde inmiştir. 182 âyettir.)

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Andolsun saf saf dizilenlere!

2. Önlerindekini sürdükçe sürenlere!

3. Zikir okuyanlara!

4. Şüphe yok ki sizin ilâhınız bir tektir.

5. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların da Rabbidir, doğuların da Rabbidir.

6. Biz yakın göğü bir ziynetle, yıldızlarla süsledik.

7. Ve onu azgın her şeytandan koruduk.

8. Onlar Mele-i âlâ'ya kulak verip, olup bitenleri aslâ dinleyemezler. (Dinlemeye kalkışsalar) her yönden sürülüp atılırlar.

9. Kovularak onlara sürekli bir azap vardır.

10. Hele bir tek söz kapan olursa delici bir alev onun peşine düşüverir.

11. Şimdi sor onlara! Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim (diğer) yaratmış olduklarımızı yaratmak mı? Biz insanı özlü ve yapışkan bir çamurdan yarattık.

12. Hayır! Sen onlara şaşıyorsun. Onlar ise alay ediyorlar.

13. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almazlar.

14. Bir âyet (mucize) gördüklerinde alaya kalkışırlar.

15. Ve derler ki: "Bu apaçık bir büyüdür."

16. "Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuz da mı, biz mi diriltileceğiz?"

17. "Önceki atalarımız da mı?"

18. De ki: "Evet, hem de hor ve hakir olarak!"

19. O sadece korkunç sesten ibarettir. O anda gözleri birden bire açılıp etrafa bakarlar.

20. "Eyvah bize! İşte bu hesap günüdür!" derler.

21. Bu, işte sizin yalanladığınız ayırt etme günüdür.

22. Zâlimleri ve onların eşlerini toplayın, onların taptıklarını da.

23. Allah'tan başka. Ve onları cehennem yoluna götürün.

24. Durdurun onları! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

25. Onlara: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" denilir.

26. Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır.

27. Onlar birbirlerini suçlayıp çekişirler.

28. "Siz bize sağdan gelir, suret-i haktan görünürdünüz!" derler.

29. Dediler ki: "Hayır! Zaten siz inanan kimseler değildiniz."

30. "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, siz kendiniz azgın bir topluluk idiniz."

31. "Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. (Azabımızı) muhakkak tadacağız."

32. "Evet biz sizi kışkırttık. Çünkü kendimiz azgındık."

33. O halde o gün hepsi azapta müşterektirler.

34. Biz suçluları böyle yaparız.

35. Onlara: "Allah'tan başka ilâh yoktur." denildiği zaman büyüklük taslarlardı.

36. "Cinlenmiş bir şâirin hatırı için biz ilâhlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

37. Hayır! Doğrusu o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri de doğrulamıştı.

38. Şüphesiz ki siz o pek acıklı azabı tadacaksınız.

39. Ve ancak kendi yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.

40. Ancak Allah'ın hâlis kulları (bu azaptan) istisnâ edilecek.

41. Onlar için bilinen bir rızık vardır.

42. Türlü meyveler kendilerine ikram edilmektedir.

43. Naim cennetlerinde.

44. Tahtlar üzerinde karşılıklı oturmaktadırlar.

45. Kendilerine kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

46. O berraktır ve içenlere lezzet verir.

47. O içkide ne sersemletme vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.

48. Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş, iri gözlü huriler vardır.

49. Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

50. Birbirlerine dönüp sorarlar.

51. İçlerinden bir sözcü der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

52. Derdi ki: "Gerçekten sen de tasdik edip inananlardan mısın?"

53. "Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi sorguya çekileceğiz?"

54. (Sonra yanındakilere): "Acaba arkadaşımın nerede olduğunu biliyor musunuz?" dedi.

55. Baktı ve onu cehennemin ortasında gördü.

56. Dedi ki: "Yemin ederim ki sen az daha beni de helâk edecektin!"

57. "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum."

58. "Biz ölmeyecek miymişiz?"

59. "İlk ölümümüz hariç. Ve azap görmeyecek miymişiz?"

60. İşte bu en büyük kurtuluşun tâ kendisidir.

61. Çalışanlar böyle ebedi bir saâdet için çalışsınlar.

62. Böyle bir nimete konmak mı daha hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?

63. Biz o ağacı zâlimler için bir fitne kıldık.

64. Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

65. Meyveleri şeytanların başları gibidir.

66. Cehennemlikler ondan yerler ve karınlarını onunla doyururlar.

67. Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.

68. Sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

69. Doğrusu onlar atalarını sapıklıkta buldular.

70. Kendileri de onların izlerinde koşturup gidiyorlar.

71. Andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.

72. Ululuğum hakkı için biz onlara, uyarıcılar göndermiştik.

73. Bak! O uyarılanların sonu nasıl oldu?

74. Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâdır.

75. Andolsun ki Nuh bize duâ edip niyazda bulunmuştu da duâsına ne güzel icabet etmiştik.

76. Onu ve âilesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

77. Yalnız onun zürriyetini kalıcılar kıldık.

78. Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.

79. Âlemler içinde Nuh'a selâm olsun!

80. İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

81. Doğrusu o bizim inanmış kullarımızdandı.

82. Sonra diğerlerini suda boğduk.

83. Şüphesiz ki İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

84. Zira o Rabbine kalb-i selim (temiz bir kalp) ile geldi.

85. Babasına ve kavmine dedi ki: "Siz nelere tapıyorsunuz?"

86. "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"

87. "Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?"

88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.

89. "Ben hastayım." dedi.

90. Ona arkalarını dönüp gittiler.

91. Gizlice putlarının yanına vardı. "Sundukları yemekleri yemiyor musunuz?" dedi.

92. "Neden konuşmuyorsunuz?"

93. Bunun üzerine üzerlerine yürüyüp sağ eliyle kuvvetle vurdu.

94. Putperestler koşarak ona geldiler.

95. Dedi ki: "Kendi elinizle yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

96. "Oysa sizi de yonttuklarınızı da Allah yarattı."

97. Dediler ki: "Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!"

98. Ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz de onları alçak düşürdük.

99. Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O beni doğru yola iletecek."

100. "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlât ver."

101. Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

102. Çocuk kendisi ile beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: "Ey oğulcuğum! Rüyâda ben seni boğazladığımı görüyorum. Bir (düşün) bak, ne dersin?" dedi. O da: "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.

103. Her ikisi de Allah'ın emrine ram oldular. Babası oğlunu alnı üzerine yatırdı.

104. Biz ona: "Yâ İbrahim!" diye seslendik.

105. "Rüyana sadakat gösterdin, işte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız."

106. Bu gerçekten apaçık bir imtihandı.

107. Biz oğluna bedel olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.

108. Sonra gelenler arasında ona iyi bir ün bıraktık.

109. Bizden selâm olsun İbrahim'e!

110. İşte biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

111. Doğrusu o bizim mümin kullarımızdandı.

112. Biz ona sâlihlerden bir peygamber olacak İshak'ı müjdeledik.

113. İbrahim'e de İshak'a da bereketler verdik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendisine açıktan açığa zulmedenler de olacak.

114. Andolsun ki Musa ve Harun'a da lütuflarda bulunduk.

115. Hem onları hem kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

116. Kendilerine yardım ettik de üstün gelmişlerdi.

117. Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir kitap vermiştik.

118. Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

119. Ve sonra gelenler arasında onlara iyi bir nam bıraktık.

120. Musa ve Harun'a bizden selâm olsun!

121. Doğrusu biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

122. İkisi de şüphesiz mümin kullarımızdandı.

123. İlyas da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.

124. Hani kavmine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" demişti.

125. "Ba'l putuna tapıp yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz?"

126. "Allah sizin de Rabbiniz, önce geçen atalarınızın da Rabbidir."

127. İlyas'ı yalanladılar, onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.

128. Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları hariç.

129. Biz sonra gelenler içinde ona bir ün bıraktık.

130. İlyas'a selâm olsun!

131. Doğrusu biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

132. Doğrusu o bizim mümin kullarımızdandı.

133. Lut da şüphe yok ki gönderilmiş peygamberlerdendi.

134. Biz de onu ve âilesini kurtardık.

135. Yalnız bir koca karı geridekiler (helâke uğrayanlar) arasında kaldı.

136. Sonra diğerlerini hep helâk ettik.

137. Siz onların yerlerinden (yurtlarından) sabahları geçip gidiyorsunuz.

138. Akşamları da. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

139. Şüphesiz ki Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.

140. Hani o bir vakit dolu bir gemiye kaçmıştı.

141. Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çekmişti ve kaybedenlerden olmuştu.

142. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.

143. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,

144. Tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

145. Onu çıplak bir sahile attık, o hasta idi.

146. Onun için geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

147. Onu yüzbin veya daha fazla bir topluluğa peygamber olarak gönderdik.

148. Nihayet ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırıp geçindirdik.

149. Sor onlara: "Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?"

150. "Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da, onlar o zaman buna şâhit mi idiler?"

151. Dikkat edin! Gerçekten onlar uydurmalarından dolayı diyorlar ki:

152. "Allah doğurdu." Hiç şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.

153. Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?

154. Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

155. Hiç düşünmüyor musunuz?

156. Yoksa sizin açıkça bir deliliniz mi var?

157. Eğer doğru sözlü iseniz kitabınızı getirin!

158. Bir de O'nunla cinler arasında bir nesep bağı uydurdular. Andolsun ki cinler de bilirler ki, onlar götürüleceklerdir.

159. Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir.

160. Ancak Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâdır.

161. Şüphesiz ki siz de taptıklarınız da,

162. O'na karşı kimseyi kandırıp saptıramazsınız.

163. Cehenneme girecek kimse hariç.

164. "Bizden her birimiz için belirli bir makam vardır."

165. "O saf saf dizilenler biziz biz!"

166. "O tesbih edenler de biziz biz!"

167. Onlar diyorlardı ki:

168. "Evvelkilere verildiği gibi bize de kitap verilseydi."

169. "Elbette Allah'ın ihlâslı kullarından olurduk."

170. Böyle iken onu inkâr ettiler. Amma ileride bileceklerdir.

171. Gönderilen peygamber kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

172. Mutlaka kendilerine yardım edilecektir.

173. Şüphesiz ki bizim ordumuz galip gelecektir.

174. Bir süreye kadar sen onlardan yüz çevir.

175. Onlara (inecek azabı) gözetle, onlar da görecekler.

176. Yoksa azabımızı acele mi istiyorlar?

177. Fakat o, yurtlarına indiğinde, o uyarılanların sabahı ne kötü olur!

178. Bir süreye kadar sen onlardan yüz çevir.

179. (İnecek azabı) gözetle, onlar da görecekler.

180. Kudret ve şeref sahibi Rabbin onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.

181. Ve peygamberlere selâm olsun!

182. Ve hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Allah'a.

İçindekiler

RADYO KAİNAT DİNLESİN